Select Page

AKP NEDEN GİTMELİ

AKP NEDEN GİTMELİScore 80%Score 80%
İSMET ŞAHİN
Yeni bloğumu başlattım. Eski ve yeni tüm yazılarımı artık buradan takip edebileceksiniz.

GİRİŞ

Hegel “Minerva’nın baykuşu gün ağardıktan sonra uçar” der. Akıl olayların akışını daima arkadan izler. Kısacası akıl gerçekliği iş işten geçtikten sonra kavramaya başlar, demektedir Hegel. Hegel’in bu anla- yışının bilinçli etkinlik içinde bulunan akıl için yanlış olduğu apaçıktır. Ama aynı zamanda bizim, siyasal aklımız/pratiğimiz içinde tamamıyla doğru olduğu ortadadır.

Yalnızca biz gerçek bir programa sahibizHegel “Minerva’nın baykuşu gün ağardıktan sonra uçar” der. Akıl olayların akışını daima arkadan izler. Kısacası akıl gerçekliği iş işten geçtikten sonra kavramaya başlar, demektedir Hegel. Hegel’in bu anlayışının bilinçli etkinlik içinde bulunan akıl için yanlış olduğu apaçıktır. Ama aynı zamanda bizim, siyasal aklımız/pratiğimiz içinde tamamıyla doğru olduğu ortadadır.

Ama programımızın olaylar tarafından doğrulanmaya ve halkımız tarafından onaylanmaya da ihtiyacı vardır.

Siyasal gelişim süreçlerinde bir partinin başka partilerle ikame edildiği ve bu yenilgi üzerinden kitlelerde kayıtsızlık, yozlaşma ve umutsuzluğun yaygınlaştığı tüm bu toplumsal çöküntü üzerinde de gerici, dahası totaliter güçlerin yükseldiği tarihsel örnekler çoktur.

DÜNYA’DA EKONOMİK VE SİYASAL GELİŞMELERİN YÖNÜ

Dünya 20. yüzyılın başında olduğu gibi 21. yüzyılda da devletler arası rekabetin bazen kapalı bazen de açıktan açığa militarist biçimler içinde sürdüğü paylaşım savaşlarına tanıklık etmektedir. Kısacası Kapitalizm dört yüz yıldır, tüm dünya üzerinde savaş, baskı ve sömürü aracılığıyla sürdürmektedir. Emperyal çıkarların barbar yüzü kendini her yerde açığa çıkarmaktadır. Yugoslavya’dan, Afganistan’, Filistin’den Irak’a, tüm Arap topraklarına bütün dünyayı savaş alanına çevirdiler. Savaşın emperyalist‐kapitalist sistemin kedi yapısında olduğu ve bu sistemin savaş üretmeksizin yaşayamayacağı son derece açıktır.

Hegel “Minerva’nın baykuşu gün ağardıktan sonra uçar” der. Akıl olayların akışını daima arkadan izler. Kısacası akıl gerçekliği iş işten geçtikten sonra kavramaya başlar, demektedir Hegel. Hegel’in bu anlayışının bilinçli etkinlik içinde bulunan akıl için yanlış olduğu apaçıktır. Ama aynı zamanda bizim, siyasal aklımız/ pratiğimiz içinde tamamıyla doğru olduğu ortadadır.”
İSMET ŞAHİN
KÜRESELLEŞME

Küreselleşmenin esas özelliği, kapitalizmin uluslararasılaşması ve ye- niden yapılanmasıdır. Dünya ekonomisindeki bu dönüşümün temel nedeninin, savaş sonrası yoğun sermaye birikimi ve tekelleşmeyle bağlantılı olarak 1960’lı yılların ortalarından itibaren ileri kapitalist ülkelerde görülen kar oranlarındaki büyük düşmeler olduğu yaygın bir görüştür.

Hegel “Minerva’nın baykuşu gün ağardıktan sonra uçar” der. Akıl olayların akışını daima arkadan izler. Kısacası akıl gerçekliği iş işten geçtikten sonra kavramaya başlar, demektedir Hegel. He- gel’in bu anlayışının bilinçli et- kinlik içinde bulunan akıl için yanlış olduğu apaçıktır. Ama aynı zamanda bizim, siyasal aklımız/ pratiğimiz içinde tamamıyla doğ- ru olduğu ortadadır.

1970’li yılların petrol krizlerinin de etkisiyle derinleşen kriz, sosyal devlet uygulamaları ile demokrasi ve sosyal haklar etrafında şekil- lenmiş olan toplumsal uzlaşmanın terki ile sonuçlanmıştır. Krizi aş- manınyolunu mal ve hizmet ticaretinin ve sermaye hareketlerinin önündekiengellerin kaldırılması, kamusal ekonomik alanın küçültül- mesindegören yeni liberal anlayış ekonomik politikalara egemen ol- muştur.

1980’li yıllardan sonra tüm dünya, küresel üretim ağları ve küresel mali ağlarla donanırken sınai, ticari ve mali sermaye her türlü düzenleme- nin dışına çıkmaya yönelmiştir. Dünya tek bir pazar haline gelirken, bu pazarda karar merkezleri, ulus ötesi mali/ticari/sınai şirketler ve bu şirketlerin çıkarları doğrultusunda pazara yön verecek ileri kapitalist ülkeler ve bu ülkelerin yönettiği uluslararası kuruluşlar olmaya başla- mıştır. Sanayinin ulusal sınırları aşabilecek yetenekteki yeniden yapı- lanması olanaklı olmuş, bu da yeni kurulan Avrupalı çok uluslu şirket- ler dalgasıylakoşut olarak gerçekleşme eğilimi göstermişti. 1970’lerin ortalarında ve 1980’lerin başlarında süregelen kriz döneminden sonra üretimin yeniden yapılandırılması ulusal düzeyde olmaktan çok daha geniş bir biçimde uluslararası düzeye ulaşmıştı. Daha sonra neo-liberalizmin ideolojik silahı haline dönüşecek olan küreselleşme –sermayenin uluslararasılaşması‐ üretim sürecinin uluslararasılaşması, yani mal üretiminin değişik aşamalarının farklı ülkelerde gerçekleştirilmesidir.

Kapitalizm doğal ve sürekli olarak ekonomik gelişmeyi, yeni ülkelere nüfuzu, ekonomik farklılıkları aşmayı, kendine yeten bölgesel ve ulu-sal ekonomileri finanssal ilişkiler sistemine dönüştürmeyi amaçlar. Bu nedenle onları uzlaştırır ve en gelişmiş ve en geri kalmış ülkelerin ekonomik ve kültürel düzeylerini eşitler. Ancak bu eşitlemeyi sağlarken onların verili yapılarını da bozar ve yeniden kurar. Çağımız kapitalizminin ayırt edici özelliği meta konusu olan malların çeşitliliği değil, bu malların üretim sürecinin niteliksel farkıdır. Bilgisayar teknolojisinin tüm ulaşım, iletişim ve fabrika süreçlerine adaptasyonu lokal üretim süreçlerini küresel düzeye taşımıştır. Günümüzde meta üretim sürecinin birim zamanı lokal saat değil dünya saatidir. Küreselleşme, bir metanın üretim sürecinin global düzeyde gerçekleşmesi, insanın entelektüel yeteneklerini ve perspektifini global düzeye taşıması insanlık için şimdiye kadar ki toplum biçimleri açısından en ileri aşamadır. Bireyin özgürleşmesinin gerçek maddi ve bilişsel olanaklarını yaratmıştır. Bireyi ve dolayısıyla toplumları zamanın ve uzamın sınırlılıklarından kurtarmıştır. İnsanın özgürleşmesinin tüm olanakları açığa çıkmıştır. Bu bir sorun değil insanın yerellikten, yani insanı sınırlayan fiziki koşullarından sıyrılarak dünya insanı olduğu ve dolayısıyla insanların gündelik yaşamlarında bile düşünce edimlerinde dünyayı bir bütünsel imge olarak tasarlaya bilmeleri ve bu yolla düşüncelerini, soyutlama güçlerini onları kirleten çamurdan arındırabilecekleri nesnel, tarihsel ve toplumsal olanaklılığın ortaya çıkması anlamına gelir. Ve şimdi insanlık yerel çamurlarından sıyrılmış olarak tüm sorunlarını dünya ölçeğinde gündeme getirme ve çözme olanağına sahiptir. Ekonomiyi kapitalist dünya piyasasının hükümlerine kayıtsız şartsız tabi kılmak kuşkusuz buna maruz kalan ülkelerde bir çok probleme yol açmaktadır. Korumacılığın kaldırılması, döviz piyasasının serbestleştirilmesi, fiyatların serbest bırakılması ve özelleştirmelerin gerçekleştirilmesi. Bütün bunlar aynı ideolojinin izlerini taşıyan diğer tedbirlerle birlikte azgelişmiş ülke ekonomisinin dünya pazarının yasalarına göre biçimlenmesi yolundaki programın gerçekleştirilmesinin araçlarıdır. Küreselleşme emperyalist çıkarların azgelişmiş ülke halklarına kendi çıkarlarıymış gibi yutturulmasının ideolojik aracıdır tanımlaması küreselleşmenin gelişmiş ülkeleride kapsayan, kapitalizmin, devletlerin ekonomi politikalarını da belirleyen, yeni bir momenti olduğunu kaçırmaktadır. Küreselleşmeden en fazla olumsuz anlamda etkilenen ülke ABD’nin kendisidir.1980’ler emperyal çıkarların azgelişmiş devletlere bazen hükümetlerini ekonomik ve siyasi baskılar ile bazense darbe gibi açık askeri baskılarla ‘ikna’ edilerek bütün dünyaya dayatıldığı yıllardı. Üretimin uluslararası düzeyinin artışı ekonomik bütünleşme ve küreselleşme ve küçük ulusların emperyalizmin yeni boyutları içinde daha bağımlı hale gelmesi iddia edildiği gibi insan haklarının, özgürlüklerin ve demokrasinin pekişmesi doğrultusunda yeni iyileşmelere yol açmamıştır.

Kapitalizmin eşitsiz gelişimi bu gibi iyileşmelerin kendiliğinden olmasını engellemektedir. Uluslararası hukukun temeli günümüzde emperyal devletlerin dünya sahnesindeki oyuncular tarafından tanınmasıdır. Dünya hukuku sadece kendi açık emperyal çıkarlarının gerçekleştiril- mesinin yasal bahanelerinin sağlamaktadır. Dünya bazılarının iddia ettiği gibi barış içinde bir arada yaşama yolunda ilerlemiyor. Nerdeyse bütün devletlerin her an patlayacak, arada sırada dünyanın çeşitli yerlerinde kendini gösteren, büyük bir savaşın hazırlığı içinde olduğunu görüyoruz. Tek başına ABD sekiz yüz milyar dolarla tüm dünyanın silahlanmaya harcadığı paranın iki katından fazlasını harcamaktadır. Yine dünyada en fazla evsizin –on milyonun üzerinde‐ ABD’de yaşadığı düşünülürse bu ülkenin ekonomik, siyasal ve askeri operasyonlarının altında yatan güdünün kendi bir avuç zengininin karları olduğunu görürüz.

Kapitalist gelişme ne kadar düzensiz ve güvenilmez olursa olsun, gelişmekte olan ülkelerde değişim yaratan bir devir açtı.

TÜRKİYE’DE EKONOMİK GELİŞME VE TOPLUMSAL SONUÇLARI

 Türkiye’ye küresel sermayenin çıkarları darbe aracılığıyla kabul etti- rilmiştir. Dünya ekonomisindeki bütünleşme eğilimi ulus devletlerin daha önce üzerinde yükseldikleri ekonomi‐politikalarının kurum ve pratikleri ile de çelişki içine girmiştir. Kenan Evren yaptığı darbeyle uluslararası sermayenin çıkarlarına uygun olarak bu sermayenin ser- best dolaşımını engelleyen ulusal bariyerleri kaldırmıştır. Onun bütün yaptığı emperyalist sermayenin hakimiyetinde yaşanmakta olan ulus- lararası bütünleşme sürecinin önündeki engellerin ayıklanmasının ekonomik ve siyasal yolunu açmaktı. Aslında bunun sonuçları türkiye açısından olumsuz olmamıştır. Burda benim itiraz ettiğim konu küre- selleşmeye karşı değil bunun Türkiye’de bağımlı iktisat politikaları ve belirli bir sermaye birikim tarzı ile yapılmış olmasıdır. Petrol-otomotiv sektorü-otoban ve özelleştirmeler bu birikim tarzının merkezi gelişme stratejisini oluşturur. Oysa yenilenebilir enerji kullanımı tüm dünyada kullanıma açılmış alternatif bir eğilim ve sermaye birikim tarzı olarak mümkündü.

Tartışılmaz bir şey varsa o da AKP de dahil, son 27 yılın bütün hükümetlerinin 12 Eylül askeri diktatörlüğünün devlet politikası olarak kabul ettiği serbest piyasa: işçilerin sınırsız/serbest sömürüsü ve sö- mürüyü gerçekleştiren sermayenin serbest dolaşımı ama bu sömürüye karşı direnen işçilerin zorbaca bastırılma ekonomisini uyguladıkları- dır. Türkiye borsadan banka sermayesine ve özelleştirmeler ve ortak- lıklar aracılığıyla büyük ölçekli üretim birimlerine kadar uluslararası sermayeye eklemlenme düzeyi açısından muazzam bir yol kat etmiştir. 1980’lerin sonuna kadar nüfusun çoğunluğu köylüydü ve yine çalışan nüfusun büyük çoğunluğu tarım iş kollarında çalışmaktaydı. 1990’la- rın ortalarına doğru kent nüfusu köy nüfusunu aşmıştır. Artık ünü- müzde kır nüfusu yüzde 25 gerilemiş kent nüfusu ise yüzde altmışların üzerine çıkmıştır.

Bu değişim öncelikle toplumsal ve kültürel yapıyı tamamen etkilemiştir.

Şehir hayatının içindeki bireyleri kendine çeken, kendiliğindenliği ve bundan dolayı bir kolaylığı vardır. Günlük yaşam içinde birey eğer yeterli donanıma sahip değilse kendini kolayca günlük hayatın ba- yağılıklarına teslim eder. Bireylerin insanlaşma çabası ve düşüncesi bir bilinç, irade ve bunlardan beslenen sürekli bir çabayı gerektirir. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden metropollere akın eden insanları ne iş sahaları karşıladı ne de beslene bilecekleri bir kültürel yapı. İşte bu nedenle AKP hükümetinin daha sonra üzerinde yükseleceği siyasal konjonktür Türkiye kapitalizminin gelişme eğilimlerine doğrudan bağlıdır. Sosyo‐ekonomik ve kültürel koşulların olumsuz doğası onun üzerinde yükselen siyasal yapıları ele vermektedir. Şehirlerdeki sanayileşme/istihdam oranı göç eden nüfusun daima altında kalmıştır. Kaldı ki hiç göç olmasaydı bile özelleştirmeler ve otomasyon dolayısıyla var olan nüfusun istihdam olanakları da daralacaktı. Bu durum göç eden insanların şehre sosyal ve kültürel entegrasyonlarını engelleyerek modern toplumsal ve siyasal hareketlerin gelişmesini engelledi. 12 Eylül yenilgisi ile kaybolan varoşlarda ki sol geleneklerin yerini İslamcı‐muhafazakar değerleri taşıyan siyasi anlayışlar, tarikatlar ve partiler aldı. Kaybolan sendikal ve toplumsal dayanışmanın yerini tarikat dayanışması aldı. Yeni muhafazakar ekonomi‐politikaları uygulayan hükümetler bir taraftan ekonomik sömürü oranlarını artırırken diğer taraftan emekçilerin bu sömürü koşullarına karşı koyma araçlarını – sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma gibi yöntemlerle‐ ellerinden aldılar. Şehrin dehlizlerinde yalnız kalmış bireyi sadece ekonomik açıdan değil aynı zamanda ruhsal olarak da sefalete sürüklediler. Bir de içinde bulundukları bu sefalet koşullarına başkaldırmalarını engellemenin ruhsal garantisi olarak bu dünyada değil ama öte dünyada cennet vadeden İslami değerleri örgütlediler.

Bir tarafta burjuva liberalizmi öte tarafta feodal‐İslamcı kültürel değerler, bir tarafta aşırı ekonomik sömürü diğer tarafta bu sömürü koşullarına başkaldırmayı mutlak olarak engelleyecek olan ‘Allah’a çök şükür’cü bir anlayış: RP‐ AKP.

Tüm bunlarla birlikte neo‐liberal ekonomi‐politiğin geliştirdiği süreci belirleyen daha önemli olgularda vardır. Her ne kadar klasik üçüncü dünya sol teorilerde emperyalizme bağımlı ekonomilerin gelişmediği iddia edilse de bu doğru değildir. Türkiye ekonomisi sadece 2001ile 2007 arası hemen her yıl ortalama yüzde altı büyümüştür. Bu büyümenin dışsal ve yerel dinamiklerinin olumsuz karakteri açık olsa da büyümenin kendisi toplumsal yapıda muazzam değişikliklere yol açmıştır.

Liberal programlar öneren hükümetlere karşı mücadeleyi sadece emekçilerin işsizlik dolayısıyla işçilerin birbirleriyle rekabet etmesi, onların örgütlenmelerinin önünde engel olan siyasal ve sendikal yasalar ya da onları örgütleyecek güçlü partilerin olmaması değildir. Kapitalist gelişmenin gündelik gelişme hızı şehirlerin nüfusunun büyük bir kısmını oluşturan ‘taşralı’ topluluğun sistemden beklentilerinin daima önünde ilerlemektedir.

Ve onların gündelik yaşam ve beklentileri partilerin ve özellikle şimdi İslami bir sosa batırılmış olan partinin (AKP) yaratmış olduğu beklentilere uyuşmaktadır. Göç ve toplumsal değişim o kadar kısa zamanda ve öyle bir yoğunlukta yaşandı ki sistemin sundukları bu toplulukların beklentilerinin daima önünde oldu.

Uygulanan yeni muhafazakar ekonomik‐politikanın nesnel koşulları, nüfusun tamamını kucaklayan, tüm toplumsal çıkarların temsiline imkan veren bir siyasal rejime artık izin vermemektedir. Nitekim kapitalizmi restore etmek üzere yaşama geçirilen yeni proje, geniş toplum kesimlerini, hem ekonomiden hem de siyasetten dışlamaktadır. Böyle bir dışlama, ancak bu kesimlerin sürekli baskı altında tutulmasıyla kalıcı olabilir. Nitekim diğer hükümetler gibi AKP’de toplumun disorganizasyonunu ve depolitizasyonunu gerçekleştiren sosyal ve siyasal politikalara başvurmaktadır. Bu bağlamda toplumun atomizasyonunu (örgütsüzleştirilmesi) ve mikro güç ilişkilerini veri alan yeni liberal politikalar uygulamaktadır. Toplum üzerinde kurulmaya çalışılan bu hegemonik güç ilişkileri, tek başına güce değil, ayrıca gücü mistifike eden belli dinsel değerlere ve sembollere de dayanmaktadır.

AKP toplum üzerinde kurduğu bu sosyal ve kültürel hegemonya ve kontrol mekanizmaları üzerinden siyasal hegemonyasını geliştirmektedir.

AKP geniş yığınları, ya işsizlik tehdidi ile terbiye etmekte ya da doğrudan zor yoluyla baskı altında tutmaya çalışmaktadır. AKP’nin istediği toplum, her koşulda ve her durumda ister gökten tanrı eli ile ister yerden para ile terbiye edilmiş itaatkar, düşkün, sefil ve işbirlikçi bir toplumdur.

Küresel Kapitalizm koşulları AKP’nin bu güç ilişkilerini belirlemesine önemli katkılar sağlamaktadır. Çünkü çalışan sınıflar, sermayenin küresel ideolojik ve kültürel değerleriyle daha kolay manipüle edilebilmektedir.

Siyasal ve ideolojik‐kültürel süreçler de, AKP aracılığıyla sermayenin küresel çıkarlarıyla bütünleşmektedir. Tüm bu gelişmeler, emeğin‐toplumun örgütlenme olanağını ve dayanışma yeteneğini engellemektedir. Şehrin göçerleri de aynı sürece sosyo‐ekonomik ve kültürel özgüvenden yoksun olarak savunmasız bir şekilde girmiştir.

Gelir düzeyine göre de, AKP’yi en çok en yoksullar, en az en zenginler destekliyor. AKP piyasa ekonomisini geliştirmek için düzenlemeler yaparken, en çok oyu yoksul kesimlerden almış olması AKP’nin sistem dışı kanallar üzerinden yoksulları manipüle edebildiğini göstermektedir.

Biz politikacılar, kendi yüce ideallerimizin gerçekleşmesini engelleyen acımasız nesnel ya da öznel koşulların yetersizliğinden sürekli yakınmayı adet haline getirme eğilimindeyiz. Oysa aslolan gerçek harekettir.

“Şehir hayatının, içindeki bireyleri kendine çeken kendiliğindenliği ve bundan dolayı bir kolaylığı vardır. Günlük yaşam içinde birey eğer yeterli donanıma sahip değilse kendini kolayca günlük hayatın bayağılıklarına teslim eder. Bireylerin insanlaşma çabası ve düşüncesi bir bilinç, irade ve bunlardan beslenen sürekli bir çabayı gerektirir.”
İSMET ŞAHİN
“Küreselleşme insanın yerellikten, yani insanı sınırlayan fiziki koşullarından sıyrılarak dünya insanı olduğu ve dolayısıyla insanların gündelik yaşamlarında bile düşünce edimlerinde dünyayı bir bütünsel imge olarak tasarlaya bilmeleri ve bu yolla düşüncelerini, soyutlama güçlerini onları kirleten çamurdan arındırabilecekleri nesnel, tarihsel- toplumsal olanaklılığın ortaya çıkması anlamına gelir.”
İSMET ŞAHİN

“AKP geniş yığınları, ya işsizlik tehdidi ile terbiye etmekte ya da doğrudan zor yoluyla baskı altında tutmaya çalışmaktadır. AKP’nin istediği toplum, her koşulda ve her durumda ister gökten tanrı eli ile ister yerden para ile terbiye edilmiş itaatkar, düşkün, sefil ve işbirlikçi bir toplumdur.”

İSMET ŞAHİN
SONUÇ YERİNE

Siyasa ve ekonomik gelişim süreçleri bütün olarak ele alındığında asker‐sivil bürokrasisinin iktidar gücünün toplumsal, siyasal ve ideolojik dayanaklarının gerilediğini görürüz. Her sosyo-ekonomik yapı kendi sistem ayrıcalıklarını sürdürmeyi bu yapının korunmasına bağlı olan bir bürokratik sınıfı ya da sınıfları yaratır. Ve doğal olarak bu sınıflar değişimi engellemek ve konumlarını korumak için her şeyi yaparlar. Verili siyasal yapıyı değiştirmek ‐sadece bizim açımızdan değil yönetici sınıf açısından da‐ kesinlikle bir zorunluluk haline gelmiştir.

Yayınlanmadan önce makalelerimizden haberdar olmak isterseniz?
E-Mail Listemize Abone Olun!

TEKNİK
Yeni Teknolojik Gelişmeler
POLİTİK
Çağdaş Totaliterizm
FİLOZOFİK
Diyalektik

Review

80%

Our Rating
80%

About The Author

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN İYİ HOSTING FİRMASI

Son Tweetlerim

Video

Loading...

Haberciye Kayıt Olun

Güncel çalışmalarımdan ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun

You have Successfully Subscribed!