Select Page

BİLİM FELSEFESİNE KISA BİR GİRİŞ

BİLİM FELSEFESİNE KISA BİR GİRİŞScore 89%Score 89%
İSMET ŞAHİN

Değerli Hocam Cemal Güzel’denaldığım Bilim Felsefesi dersleri benim felsefe içinde bilim felsefesi alanına dönük merakımı ve okumaları kamçıladı. Kendisinin yazdığı Bilim Felsefesi kitabı bu çalışmalarımda bana açık rehberlik yaptı. Ve en sonu yine ondan aldığım “Yabancı Dilde Metin Okuma” derslerinde, Hocamın da önerisiyle işte bu çeviriler çıktı.

BİLİM FELSEFESİNE KISA BİR GİRİŞ

Peter Machamer

Bilim felsefesi eski ve uygulamalı bir disiplindir. Hem platon hem de Aristoteles bu konuda yazdı ve belki de, ayrıca ön Sokratiklerin bazıları da. Orta Çağ, hem Arap hem de yüksek Latin dönemlerde, bilim felsefesi konularına dokunan birçok yorumlar ve tartışmalar yapıldı. Tabi ki, on yedinci yüzyı- lın yeni bilimi, bilimin doğası, bilimsel bilgi ve metot üzerine geniş düşünceler ve çok çeşitli yayınlar getirdi. Aydınlanma bu projeyi daha fazla bilim ve rasyonel yaşamın kendi eksiksiz bir metodunu yapmayı denemeye itti. Sanayi devrimi ile birlikte, “bilim” ilerleme ile eşanlamlı oldu. Batı dünyasında pek çok yerde, bilim düşünmenin modern yolu olarak son derece saygı gördü. On dokuzuncu yüzyıl, evrim görüşü endüstriyel ilerleme ile birbirine karıştığında ve fizik bilimin tamamlanmış olduğuna inanmaya yol açan bir başarı elde ettiğinde bir başka ilgi can- lanması görüldü. Yüzyılın sonunda matematik Öklidyan geo- metriye alternatifler bulmuştu ve mantık yeniden beğenilen bir disiplin haline gelmişti.

1             Bu çeviriye kaynaklık eden metin: A Brief Historical Introduction to the Philosophy of Science, The Blackwell Guide to the Philosophy of Science, içinde ilk makaledir.

Ama yirminci yüzyıla dönüşten hemen önce ve onu takip eden on yıllarda, entelektüel tarzda liderlik yapan sadece fizik oldu. Freud da oradaydı, o ve Breuer 1895’te Histerideki Çalışmalar’ı yayınlamıştı fakat filozofların dikkatini toplayan fizikti. Mekanik, Maxwell, Hertz’ın çalışmaları ve Poincaré ile yapılan tartışmalar içinde şekillenerek daha birleşik hale geldi. Planck, 1899’da kara cisim kanununu türetti, 1902’de Lorenz Maxwell’in denklemlerinin dönüşüm altında değişmez oldu- ğunu kanıtladı ve 1905’te Einstein özel görelilik ve kuantum teorisi- nin temelini üzerine kendi makalesini yayınladı. Birlikte, geometrinin temellerini Hilbert 1899 yılında yayınlandı ve matematiğin ilkelerini Bertrand Russell 1903 yılında verdi. Birleşik klasik mekanik ve alter- natif geometrilerin gelişimi, şimdi bilimde görülmemiş bir heyecan dönemi yapan yeni görelilik ve kuantum teorileri tarafından ilerletildi ve meydan okundu.

Aşağıda yirminci yüzyılın başından günümüze kadar bilim felsefe- sini nitelendirmiş olan kavramlar ve problemlerin kısa tarihsel bir genel bakışı sunulmaktadır. Bu kavramsal ve problem odaklı tarih şeklinde sunulmaktadır çünkü bilim felsefesindeki gerçek ilgi ve onun tarihin- den öğrenilecek dersler bu bahsedilen konular ve bunları çözmek için kullanılan yöntemlerde bulunduğuna inanıyorum. Dahası, karakterle- rin dökümü ve özel makaleler ve kitapları ilgilenen herkes tarafından kolaylıkla araştırılabilir. “Klasik” kaynakların seçkin kronolojik bir bibliyografyası eklenmiştir.

Bazı uyarıları başlangıçta belirtmem gerekir. Öncelikle ben Fransa ve başka yerlerde süren bilim felsefesinde ilginç ve önemli çalışma olma- dığı için neredeyse sadece Avusturya-Alman-İngiliz-Amerikan gelene- ğinin belirli yönleri ile uğraşıyorum. Bunu yapıyorum, çünkü birincisi bu gelenek çağdaş Amerikan felsefesinde biçimlendirici ve baskın olan- dır (iyi ya da kötü), ve ikincisi benim yetiştiğim ve hakkında en çok şey bildiğim gelenek bu olduğu için. Başka bir uyarı alan sınırlaması ve bilgisizlik birçok ilginç nüansları, nitelikleri ve bilim felsefesi tarihi- nin bile düpedüz önemli yönlerini sık sık ihmal etmeyi gerektirmesidir. Yapmaya çalıştığım, bir bilim dalının sınırları içinde yaşamış olmayan- lar tarafından takip edilebilecek bir gelişimsel anlatım yoluyla yirminci yüzyıl boyunca yarı tutarlı bir konuyu işlemektir. Birçok akademisyen farklı tarzda şeyler yapardı. C’est la vie! Hayat bu!

Anlatıma yardımcı olacak bazı yapıları sağlamak için, bu metni üç önemli döneme ayıracağım.

  1. 1918-50 arası: Mantıksal Deneycilikten Mantıksal Pozitivizme
  2. 1950’lerden 1970’lere: Yeni Paradigmalar ve Bilimsel Değişim
  3. Çağdaş Odak noktası: Günümüzde Ne “sıcak”

1918-50 arası: Mantıksal Deneycilikten Mantıksal Pozitivizme

Yukarıda belirtildiği gibi, bilim felsefesinin yirminci yüzyılı şekil- lendiren ruhu Fizikte büyük bir sentezler ve atılımlar ( ya da devrimler) idi. Görelilik ve daha sonra kuantum teorisi bilim adamları ve filo- zofların fiziksel dünyanın doğası ve özellikle fiziksel dünyanın insan bilgisinin doğası üzerine düşünmelerine neden oldu. Birçok yönden, bu yeni bilim felsefesi projesinin biride epistemolojiydi. Eğer biri Fiziği paradigmatik bir bilim olarak alırsa ve eğer bilim, birinin dünyanın gerçek bilgisini elde etmesinin paradigmatik metodu ise, sonra bilim felsefesi projesi onun epistemolojik temellerinin açık olduğu bilimin bu yapısını tanımlamaktı. İki öncül, Fiziğin paradigmatik bir bilim olduğu ve bilimin dünyayı bilmenin en iyi yöntemi olduğu açık olarak alınmıştır. Bir kez bilimin yapısı hassas hale getirildikten sonra, biri bilimsel epistemolojiden bu derslerin insan çabasının diğer alanlarına uygulanabilirliğinin ne kadar uzak olduğunu görebilir.

Bir başka önemli arka plan gelenek tarif gerekmektedir. Önermeler mantığı ve yüklem mantığı açık akıl yürütme ve net ifade için model oldu. İlkin Frege’in (1880–90’da) çalışmalarında ve sonra Russell ve Whitehead (1900’lerde)ile mantık matematik temelleri anlamak ve açıklamak yolu olarak kabul edilmeye başlandı. Mantık herhangi bir bilişsel yaratıcılığı modellemek için ideal bir dil haline geldi. Aynı zamanda Hilbert dünyaya aksiyomatikleştirmenin idealini yenidentanıttı. Yine bu hiçbir gizli varsayımın olmadığı ve her şeyin bir sistem içinde açık yapıldığına emin olmak için aydınlatıcı bir adım oldu. Bu mantıksal-matematiksel dil bilim felsefesi yöntem gerektirdiği için tercih edilen biçim, onun kesinliğinden dolayı, haline geldi.

Pozitivistlerin epistemolojik projesi bilimin bizim gözlem ve deney- lerimize dayandığını açıklamaktaydı. Aynı zamanda, amacı felsefe- nin kendi çağdaş biçimi olan yeni Kantçılığa bir alternatif sunmaktı. İngiliz ampirizminin, ampirik kuruluş, ya da olgulara dayalı olmanın geleneğinden alan, bilgi için bilim ile diğer teorik ve felsefi hak iddia edenler arasındaki büyük fark olarak göründü. Bu anlayışa anlamın ya da daha spesifik olarak ampirik anlamın doğası problemini formüle etme ve çözme girişimine pozitivistler yol açtı. Onların sorduğu, dün- yanın anlamı hakkında yaptıkları açıklamalar neydi? Anlam teorisi anlatmak için bu girişimin iki önemli parçası vardı: İlk olarak, dünya hakkındaki iddialar, belirsizlik ve doğal dilin doğasında bulunan diğer karışıklıklardan sakınma açıkça belirtilmesi gerekir. Bu amaçla, poziti- vistler bilimsel teorinin cümleler içinde ifade edildiği gibi bilimin dili hakkında konuşmak için kendilerini kısıtlamaya çalıştı ve bu cümle- leri birinci dereceden yüklem mantığının açık ve dolaysız dili içinde yeniden formüle etmeye giriştiler. İkinci olarak, onlar dünyaya ilintili bilimsel bir teorideki bu cümlelerin nasıl gösterileceğinin bir kriterini geliştirmeyi denediler. Örneğin onların dilsel modunda bu teorik cüm- lelerin gözlem cümleleri ile nasıl ilişkisi var problemi oldu. Bunun için, cümlelerin doğruluğunu belirlemenin bir yordamını geliştirmeye ihti- yaç duyuldu. Bu yöntem, ampirik bir cümlenin anlamını bir cümlenin doğru veya yanlış olup olmadığını göstermek için kullanacağı işlemler tarafından verildiğini kavrayan doğrulama ilkesi için kodlanmış hale geldi. Eğer bu tür yöntemler yoksa cümlenin ampirik olarak anlamsız olacağı söyleniyordu.

Ampirik olarak anlamsız cümleler sınıfının bilişsel olmadığı söy- lendi ve onlar metafizik sistemleri içeren cümleler, etik iddialar, ve daha da önemlisi, sözde-bilim teorileri tarafından yapılan cümleleri de içerir. Bu son sorun, bilimsel cümleleri sadece bilimsel olmak iddiasında olanlardan ayırt eden, sınır problemi (Karl Popper’in çalışmasını takip ederek) olarak biline geldi.

Doğrulama ilkesi, ampirik gözlem ya da deneysel bileşeni bilimi kesin yapmanın bir yolu olarak düşünülüyordu. Açıkçası, pozitivistler, ampirist geleneği takip ederek, bilimin temelinin gözlemde ve dene- yimde yattığını düşündü. Bilimi güvenilir yapan testler vardı.

Bilgi olma iddialarının diğer türlerinden ayırt edilen farklılaştırılmış bilimin kuruluşu. Böylece, resmen, yapılması gereken bilimsel teori ile bilimsel deney ve gözlem arasındaki boşluğa köprü olacak cümlelerin bir kümesiydi. Dünyanın teorisine bağlı bu cümleleri köprü cümleler ya da indirgeme cümleler olarak anıldı. Teorik cümlelerin indirgenebi- lir ya da ilişkili olduğu dünyanın tanımlanan cümleler kümesi gözlem dili olarak adlandırılırdı. Gözlem dilindeki cümlelerin kendi doğru- luğu veya yanlışlığı kolayca doğrulanabilir ya da anlaşılabilir olarak alınmıştır.

Bu köprü cümleler çok açık hale getirilebilir böylece teoriler kendi- lerini tüm mantıksal ilişkiler ve onlardan çıkarımsamaların açıkça yapı- labileceği bir aksiyomatik yapı içine konulabilecek cümlelerin kümesi olarak idealize edildi. Bilimsel bir teorideki en önemli cümleler bilimin yasalarıydı. Yasalar iki tip geldi: Evrensel ve istatistik. Evrensel yasalar uzay ve zaman içindeki sınırsız uygulaması olan teorinin cümleleriydi (bazen açıkça nedensel olması söylenir ve sonra onlar karşı olgusal iddi- alarını desteklemek için muktedir yapıldı. İdealize edilmiş koşullarda evrensel yasaların mantıksal biçimi:

(x)(Fx… GX)

Böyle bir form açıkça onların mantıksal uygulamalarını oluşturmak için kullanılabilir. Açıkçası bu, ilgili yasaların çoğu fizik ve çok daha karmaşık matematiksel bir biçime sahip olmasından beri idealize edil- miş bir biçimdi. İstatiksel yasalar sadece kendi sonuçlarını daha fazla veya daha az olası yaptı.

Bilimsel açıklama evrensel bir yasadan (bir anda dünyanın durumu hakkında bazı belirli başlangıç koşulları verilen) belirli bir cümle (genellikle bir gözlem ya da temel cümle) çıkarsama olarak kavrandı. Bir cümle ile ifade edilmiş belirli bir olgu böyle çıkarsanabilinirse açıklanmış olabileceği söyleniyordu. Bu açıklamaya tümdengelim-no- mological (mantık yasası) model olarak adlandırıldı. “Nomos” hukuk için Yunanca bir kelimedir. Belir bir cümle olgunun gözlenmesinden önce çıkarsandıysa, o bir tahmindir ve daha sonra o doğrulandıysa, çıkarsanan bu teorinin doğrulanmış olduğu söyleniyordu. Bu hypothe- tico-deductive (varsayımsal-tümdengelim) modeldi çünkü yasa onun tümdengelimsel sonuçları ile test edilecek bir hipotez olarak kabul edildi.

Bilim felsefesinin bu dönemin önemli oyuncularından bazıla- rının isimleri Moritz Schlick, Rudolf Carnap, Otto Neurath, Hans Reichenbach ve Carl Hempel idi. İki ana grup vardı; biri 1920’lerin sonlarında kurulmuş olan, Viyana çevresi denilen Viyana merkez- liydi (Schlick, Carnap ve Neurath) ve diğeri, biraz sonra Berlin’deydi (Reichenbach ve Hempel). Önemli bir üçüncü grup Varşova’da vardı, Alfred Tarski, Stanislau Lesnewski ve Tadeusz Kotarbinski’den oluşu- yordu ve genellikle mantık çalışıyorlardı.

Tüm önemli yönleriyle kodlanabilen idealize edilmiş mantıksal olarak kesin bir dil olarak bu bilim görüşü hiçbir zaman çalışmadı. Mantıksal pozitivizm tarihi boyunca bilimin idealize edilmiş dili ile ilgili onun savunucuları arasında yeniden formüle etmeler, bağlam ilişkileri ve doğrulama, doğrulama ilkesinin yeterli formülasyonu, gözlemlerin bağımsız doğası ve anlamsal doğruluğun yükleminin yeterliliği gibi tartışmalar vardı. Pozitivistler tarafından idealize edilmiş olan statik, bilimin evrensel doğa anlayışının yanlış olduğu kanıtlandı. Mantıksal olarak basitleştirilmiş bir dilde sabit yöntem ve iddialara girişmenin imkansız olduğunu kanıtlandı. Derli toplu, yorumlanan açıklamada açık denemeler, doğrulama, teori ve test edilebilirlik tüm bunlarda hem onların mantıksal yapılarındaki içsel zorlukların ve hem de gerçekten uygulanabilir olarak bilime uyacak gibi görünmeyen dışsal zorlukların var olduğu kanıtlandı.

Pozitivistler kendileri, kendi programları ile ilgili sorunları ilk kez görmekteydi ve onlar felsefi zorlukları çözmeyi denedi, pozisyonları mantıksal ampirizm olarak adlandırılmaya doğru değişti. Bu 1930’ların sonunda gerçekleşti, aynı zamanda Adolph Hitler’in yükselişi ve İkinci

Dünya Savaşı nedeniyle grubun birçok üyesi Almanya ve Avusturya’yı terk etti. Reichenbach Hitler 1933’te iktidarı aldıktan sonra Almanya’yı hemen terk etti ve İstanbul’a gitti, ayrıca Richard von Mises de çıktı. Reichenbach ardından 1938 yılında ABD’de UCLA gitti. Neurath ve Popper her ikisi de İngiltere’yi boyladı. Carnap Prag’dan ve Hempel Berlin’den ABD’ye geldi.

Burada geliştirilen nasıl bilim felsefesinin biraz da sosyoloji oldu- ğudur. Bilim tarihi ve felsefesinde (HPS) ilk modern programı Londra’daki University College açtı. İlkin A. Wolf, 1919-20’de, Sir William Bragg ve diğerleri ile işbirliği içinde bilim tarihi kursu verdi. Sonra 1922’de “Bilim İlkeleri, Metotları ve Tarihi İçinde Çalışmalar Kurulu” kuruldu ve bir yüksel lisans ilk 1924 yılında sunuldu. Wolf “Bilim Tarihi ve Metodunda” ilk başkanı odu. 1946 yılında, başkan- lık, Herbert Dingle’in atanması ile tam zamanlı olmuştur. 1945’te Bilim Yöntemi ve Mantığında Döçentliğe Karl Popper’un atanması sonrasında London School of Economics bölümü gelişti. 1946 yılında Melbourne Üniversitesi’nde HPS (History and Philosophy of Science- Bilim Tarihi ve Felsefesi) öğretim kursları başladı.

Erkenntnis, Viyana Çevresi Dergisi, ya da daha doğrusu Max Plank Derneğinin, ilk 1930 yılında yayınlandı. Bunu 1929 Eylül ayında Prag’da düzenlenen Kesin Bilimlerin Epistemolojisi hakkında ilk kongre izledi. 1934 yılında dergi, Bilim Felsefesi, ilk sayısını yayınladı. William M. Malisoff, bir Rus biyokimyacı, ilk editörü oldu. Malisoff 1947 yılında beklenmedik bir şekilde öldü ve C. West Churchman editörü oldu. Bilim Felsefesi Derneği 1934 yılında varlığını sürdürüyordu. 1948 yılında PSA 153 üyesi vardı ve Philipp Frank onun başkanıydı. Bilim tarihi alanında, 1924 yılında Amerikan Bilim Tarihi Derneği kuruldu. HSS’nin dergisi Isis, 1912 yılının başlarında, kendisi hala Belçika’da olmasına rağmen George Sarton tarafından başlatıldı.

Mantıksal ampirizm hiçbir zaman mantıksal pozitivizmin bir okul olarak sahip olduğu tutarlılığa sahip olamadı. Çeşitli etkiler 1930’dan sonra kendilerini hissettirmeye başladı. En önemli kavramsal ekle- melerden biri Amerikan doğumlu pragmatizmden geldi. Onun kesin etkileri Hempel ve hatta Carnap’ın 1940 sonrasındaki çalışmalarında açıkça görülebilir; aynı zamanda Amerika doğumlu Ernest Nagel ve W.O. Quine’in çalışmalarında da. Fakat programlarında ve yöntemlerinde hoş görülebilir önemli değişiklikler olmasına rağmen,1950’lerin sonuna kadar bilim felsefecileri pozitivistler tarafından bırakılmış amaç ve beklentilere uyacak şeyleri değiştirmek için çalışıyorlardı. Dahası, daha sonra gelen neredeyse tüm büyük hareketlerin, ilk gerçek pozi- tivistlerin kendileri tarafından başlatılan bilim felsefesinin karakterini değiştirdiklerini açıkça belirtilmek gerek. Bu süreklilik sonraki yıllarda meşhur olmuş kişiler tarafından belirtilmedi; onlar kendilerini devrimci ve kesin bir tarzda anti pozitivist olarak gördüler. 1950’lerin sonlarında, bilim felsefesi gider artan oranda karmaşık modeller, çok daha gevşek iddialar, birçok yeni felsefi yöntem ve giderek belirsiz felsefi hedefler içeriyordu.

1950’lerden 1970’lere: Yeni Paradigmalar ve Bilimsel Değişim

Mantıksal pozitivistler ve daha sonra mantıksal ampirist, bilimin yapısını açıklamak ve netleştirmek için çalışıyorlar iken, bir başka grup bilim adamı bilim tarihini modern akademik disiplin haline, eski bir aktiviteye dönüştürmeye başlamıştı. Bilim tarihinin önemli hedefi bilim içinde tarihsel olarak önemli bir entelektüel bölüm incelemek ve belirli tarihsel anda bilimin sergilenen karakterini analitik bir tarzda ifade etmek ve aynı zamanda o anın bilimin gelişmesine ve ilerleme- sine uyduğunu göstermekti. Cevabı aranan sorular neydi; örneğin Galileo’nun fizik doğası hakkında ve onun henüz ortaçağdaki öncel- leri ile sürekliliği ve farkının ne olduğu gibi. Galileo Ortaçağdakilerin sonuncusu veya modernlerin ilki miydi? Galileo’nun metodolojisinin doğasını neydi ve açıklamalarını nasıl çerçeveliyordu? Galileo’nun mate- matiği ve fiziği kullanımı gerçekten devrimci miydi? Galileo gerçekten bazı modern anlamda deneyler kullandı mı? Tabi ki, sadece ilgili olan Galileo değildi. Bilim tarihçileri modern bilimin bütün kahramanları çalıştı ve Yunan, Roma ve Ortaçağ dönemlerine geriye doğru ulaştı. Çaba, bu düşünürlerin bilimin gerçek uygulamasını tanımlamak ve bu tarihsel dönemlere özgü olanı ayırt etmekti. Bilim tarihi dersleri, birkaç sınırlı yerde öğretilmekteydi, 1960’ların ortalarında itibaren, bili- min tarihi, bilim dalı olarak yüksek lisans öğrencilerin eğitildiği üniver- sitelerde programlar ve bölümleriyle kökü bir kuruluş oldu. Aslında, Wisconsin Üniversitesi 1942’de kendi bölümünü açmıştı, fakat İkinci Dünya Savaşı 1947’ye kadar onu kadrolu olmaktan alı koydu. Harvard Bilim Tarihinde lisans verdi, fakat onların bölümü ancak 1966’da baş- latıldı. 1950’lerin sonunda, filozoflar da bilimdeki aktüel olaylara daha çok dikkat vermeye başladı. Ve kendi felsefeleri için bir veri olarak gerçek tarihsel ve çağdaş olayları kullanmaya başladılar.

Çoğu zaman, onlar bu olayları idealize edilmiş pozitivisttik modelle- rin kusurlarına işaret etmek için kullandı. Bu modeller, sürekli değişen karmaşıklığı içinde, bilimin gerçek doğasını yakalamadığını söylediler. Gözlem dili, test etmek için kullanıla bilimsel teoriden alınan gözlem dilinin terimlerinden beri teorik dilin önemli bir bağımsızlığı olama- yacağını savunular. Tüm gözlemler teori yüklüydü. Ancak, yine, aksi- yomatik sistemler gibi bütün bilimsel teorileri modellemeye çalışmak uğraşmaya değer bir hedef değildi. Açıkçası, bilimsel teoriler, fizikte bile, bu var olan aksiyomatikleştirmelerden uzun zaman önce kendi açıklama işini yaptılar. Aslında, Klasik mekanik 1949 yılına kadar aksi- yomlaşrılmış değildi, fakat kesinlikle bundan önce yüzyıllar boyunca geçerli bir teoriydi. Dahası, açıklamanın tümdengelimsel veya hatta istatiksel tümevarımsal çıkarımlara dayandığı açık değildi. Sadece karşı örnekler bulunduğu için değil gerekli ve yeterli koşullar açısından tümdengelimli yasa bilimi formüle etmek için çeşitli girişimler başarı- sız oldu, fakat aynı zamanda çünkü biri gerçek bilimlerden örneklere baktığı zaman, açıklama daha karmaşık fenomen olarak görünüyordu. Doğrulama ilkesi kendisi bile kesin veya en az bile yeterli bir formülas- yonunu bulmakta başarısız oldu. Pozitivizmin tüm önemli tezleri eleşti- rel bir saldırı altında geldi. Fakat hikaye hep aynıydı-bilim pozitivistler tarafından çizilmiş eskizlerden çok daha karmaşıktı- ve bu yüzden bilimin kavramları – açıklama, doğrulama, keşim- aynı derecede kar- maşıktı ve hem tarihsel hem de çağdaş gerçek bir bilime doğru yap- tığım şekilde yeniden düşünmüş olmayı gerektirir. Bilim felsefecileri, bir bilim anlayışı elde etmek amacıyla bilim tarihinden ve ya kendileri uygulama için, çok ödünç almaya ve farklı zaman dönemlerinden ve farklı disiplinlerden oluşan açıklamanın farklı biçimlerini göstermek için çalışmaya başladı. Gözlem teorisi gecikmesi, bilimsel değişme- nin sürekliliği, anahtar bilimsel kavramların anlamındaki değişmeler ve bilimsel yöntemin değişen doğası ile ilgili tartışmalar gözükmeye başladı. Bunlar hem felsefi yeni ilgi alanları içinde ve hem de önce var olmuş fakat filozoflar tarafından biraz dikkat çekilmiş olan alanlar yoluyla beslendi. Bu sosyal bilimlere, özellikle Sosyolojiye, Evrimsel Biyolojiye olduğu gibi önemli ilgi oldu. Bu alanlar sadece yeni bilim- leri çalışmayı ve Fizik ile karşıtlık oluşturmayı sağlamadı fakat aynı zamanda bilimin kendi çalışmasından ödünç alınmış yeni modeller ve yöntemleri sağladı.

1960’ların başlarında, Thomas Kuhn’un – ve aynı anda Norwood Russell Hanson ve Paul Feyerabend- çalışmalarının sonucu olarak büyük felsefi bir soru ortaya çıktı:

Bilimde devrimler var mıydı? Bilimsel değişim problemi, adlandırıl- dığı gibi, süreklilik ve değişim konularını ele alır.

Kuhn, bir dönem içindeki bilimi bir paradigma oluşturan fikirler ve pratiklerin bir kümesi ile tanımladığını savundu ve problemler ya da anomaliler verili paradigma içinde birikmeye başladığında çoğu zaman orada, gerçekte ve mantıkta, eski reddedilir ve onun yerine geçen yeni bir paradigma ortaya çıkar. Bu model kırılmaya yol açan bilimdeki krizler hakkında Gaston Bachelard’ın görüşüne benzemiyordu. Bu dev- rimci bir paradigma değişimi kavramı bilimsel değişimin süreksiz oldu- ğunu ve aynı terimlerin çok anlamı olduğunu ima etti, örneğin “kütle”, bir paradigma içinde (Newtonyan) onun kullanımından yeni bir para- digma (Einsteinyan) içinde onun kullanımına değişti. Buna anlam var- yansı denildi. Bilim felsefecileri için bir metodolojik ima, açıkça, bu bilim çalışmaktı, tek bir tarihsel paradigma çıkan sınırlamak zorunda ve belki bir paradigma değişimi süreci hariç, bütün bilimleri kapsamış olan paradigmalar ötesi modeller, daha genel için bakılmamalıdır.

Birçok filozof Kuhn’un paradigmalarını ve onun programını eleştir- meyi bir iş haline getirdi. Onlar alternatif aramaya başladılar, bilimsel genel modelleri bilimdeki bölümleri tanımlamada daha doğru olan, aslında değişiklik yapılan bilimin bölümlerinin analizinde daha hassas olanı değiştirmektir ve bu Kuhn’un belirsizlikleri ve muğlaklıklarından kaçınmaktı. Böylece, paradigmaları konuşma, programları araştır- maya ((Lakatos) ve sonra gelenekleri araştırmaya yön verdi (Laudan). Filozların başka bir grubu eğer bütün açıklamalara uygulanacağı söyle- nebilen genel ilkeler olabilirse bulup çıkarmak için farklı dönemlerde ve bilim dallarındaki açıklamalara bakmaya başladı ve böylece anlam varyansı tezi zayıfladı. Henüz, diğer düşünürler, bazı filozoflar da dahil olmak üzere, Kuhn’un uygulamalar hakkındaki iddialarını ciddiye almaya, savunmaya başladı, daha önce bazı bilim tarihçilerinde olduğu gibi, bilim yalnızca onun kavramları ve iç yapısı açısından açıklanamaz. Bu tür kavramların geliştirilmesinde sosyal ve siyasal düzenlemeleri, onların kabul edilebilir olanını anlamak için bir gereksinim vardı ve neden onların açıklayıcı olduğu düşünüldü. Bu yapıldı.

Aynı zamanda unutulmamalıdır ki daha pür felsefi hareketlerin birçoğu (Hanson, Kuhn ve Feyerabend’leri de içeren), daha sonra Wittgenstein çalışmalarından büyük ölçüde ilham alan, sıradan dil fel- sefesinin daha merkezi felsefi uygulamalarının yeni hegemonyası tara- fından etkilendiler. Bu dil analizini ele alan hal felsefeydi, fakat dil daha fazla sadece formel mantığın bir dili olamazdı, fakat insan çabasının çeşitli disiplinlerinden oluşmuş çeşitli dil oyunları vardı. Lengüistikteki yeni doğrultu Chomsky ve onun takipçileri tarafından motive edildi, ayrıca, insanların, filozoflarda dahil olmak üzere, sentaks, semantik ve anlam sorunlarına bakışı değişti. Hatta temel epistemoloji kendisini sorgu başladı. W. V. O. Quine (1969) bilim felsefesinin yeterince fel- sefe oluğunu ve epistemolojinin doğal bilimin bir parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini dünyaya duyurdu.

1960’ların ortalarında mantıksal pozitivizm ve mantıksal ampirizm Anglo-Amerikan felsefede oldukça demode oldu. Şu anda, felsefi çözüm- leme temel çalışma şeklidir ve önceki felsefi çalışma için temel model sağlamış olan mantıkçılık bilim tarihi çalışmasında karmaşıklıkların giderilmesi ve gerçek bir bilimsel dilin çalışması yoluyla yeni değerle değiştirildi. Bu dönemde, Indiana Üniversitesi Bilim Tarihi ve Felsefesi Bölümü kuruldu (1960), bir on yıl sonra Pittsburgh Üniversitesi’nde HPS enstitüsü onu takip etti (1971). Adolph Grunbaum, 1968’de Bilim Felsefesi Derneği Başkanı oldu. (Önceki Başkanı Ernest Nagel idi.) PSA bir parça savaş sonrası yıllarda küçülmüş gibi görünüyor, fakat Grunbaum’un bu güne kadar devam eden bienal toplantılar geleneği başladı.

Bilim felsefesi için sonuç, canlandırıcı, heyecan verici ve yıkıcı oldu. Bilimsel değişimin genel nitelikleri tıpkı daha önceki bilimsel açıklama modelleri gibi inatçı olduğunu kanıtladı. Fizik dışında bilimlerin doğa- sını keşfetme eğilimi övgüye değer ve birçok bilim tarihinin ayrıntılı olaylarını incelemek felsefecileri “paradigmasız” bıraktı.

Açıklamanın, doğrulamanın, teori testinin veya hatta bilimsel deği- şimin doğası hakkında küçük bir fikir birliği vardı. Henüz bilim kendi başına, her zamankinden daha fazla, insan yaşamında büyük bir gücü olarak geniş halk kesimleri tarafından kabul edildi ve bilim felsefesi etik, epistemoloji ve metafiziğin yanında ayakta duran bir bilim dalı olmuştu. Fakat genellikle felsefi toplulukta onun doğası üzerinde ente- lektüel kargaşa vardı. Aslında Paul Feyerabend’ı takip eden bazı filo- zoflar bilimin tanımlanabilir hiçbir yapısının olmadığının kanıtı olarak entelektüel karışıklığı aldı ve sanatta gibi, bilimde de sunulan görüş “her şey gider.” Bütün delil ve ispat sadece retoriktir ve bu en iyi söylemdir, ya da en güçlü (Foucault), kazanan olur, örneğin onların teorileri kabul edilenlerden bir olur. Neyse ki, epistemolojik görecelik birçok filozof tarafından takip edilmedi, ancak, aşağıda bazı çağdaş toplumlarda hala bu düşüncenin hala geliştiğini göreceğimiz gibi.

Bilim filozofları arasında bir anlaşma ortaya çıkardı. Bilimlerin kavramlarını ele alan bir fikir birliği değil o, fakat onun yerine bilim felsefesi yapılması gereken “yeni” bir yol hakkında ki fikir birliğidir. Bilim filozofları artık bilimi bilmeden ve/veya onun tarihinin önemli derinliği olmadan birlikte olamaz. Onlar, bundan böyle, ne olup bit- tiği hakkında uygulayıcı bilim adamları ile konuşa bilmeyi ve gerçekte uygulandığı gibi bilim için çalışma zorundadır. Bu felsefenin doğasın- dan önemli bir değişiklik yaptı. İlk pozitivistlerin çoğunun bilimde, genellikle Fizikte, eğitildikleri doğrudur. Fakat bu bilimsel eğitim bilimin onların kendi felsefi-mantıksal model imajından sonra bilimsel felsefe yapmayı denemeye yönlendirdi. Buna karşılık, 1950’lerden beri, giderek daha fazla filozof analitik filozofların esin kaynağı olduğu Oxbridge tarafından eğitildi. Wittgenstein’a atfedilen özdeyiş: felsefe kendine özgü bir girişimdi ve böylece bilimden öğrenmek için hiç bir şey yapmazdı. Bilim filozoflarının yapıyor olması gerekeni anlamak zor olduğu için bu kadar eğitilmiş felsefe öğrencisinin bulunması şaşırtıcı değildi ve sonuç olarak hem bilim kendisi hem de gerçek bir bilimin alt disiplini olduğu için (sosyoloji) meşru olarak alınan bilim sosyolojisi çeşitli formları içine döndü. İronik olarak, hedefler ile ilgili bu karışıklığa rağmen, hiç olmadığı kadar daha fazla bilim filozofu vardı.

“Bilimin kendisine dönmesi, filozofların sadece oldukça yüksek bir düzeyde bilim öğrenmek zorunda oldukları değil fakat aslında tüm kar- maşık ayrıntısında bilim (en azından bazı) ile ilgili düşünme yeteneğine sahip olmak zorunda oldukları anlamına geliyordu. ”

PETER MACHAMER

 

Çağdaş Odak Noktası ve Gelecekteki Yönü

Bilimin kendisine dönmesi, filozofların sadece oldukça yüksek bir düzeyde bilim öğrenmek zorunda oldukları değil fakat aslında tüm kar- maşık ayrıntısında bilim (en azından bazı) ile ilgili düşünme yeteneğine sahip olmak zorunda oldukları anlamına geliyordu. Bazı durumlarda filozoflar gerçekte bilim, genellikle teorik veya matematiksel, uyguladı. Bilimin detaylarına bu vurgu, çeşitli uygulayıcıların özel bilim felsefesi yapmasına yol açtı. Şu anda, özel ve genel görelilik kuramında çeşitli uzmanlaşmış uzay-zaman filozofları ve kuantum teorisi ve kuantum elektro-dinamiğinin filozofları vardır. Plazma fiziğinin her hangi bir filozofu görünmektedir. Oldukça yakın bir zamanda, kimya felsefesi bir “sıcak” araştırma alanı haline gelişmiştir. Biyoloji felsefeciler evrim teorisindeki problemler üzerinde çalışmayı sürdürüyor ve son olarak tüm biyologların çalıştığı alan olan moleküler biyolojide bazıları çalışı- yor. Genetik çalışmaları bir süre için ortalıktaydı, ama genellikle evrim- sel Biyoloji ile bağıntısı içinde. Biyolojiyi geliştirme çalışmaları sadece başlangıçtır ve giderek daha önemli olduğu görülüyor.

Sağlık kaygısının artışı, tıp felsefesini aynı zamanda araştırmanın yeni acil ve önemli bir alanı oldu. Sosyal bilimler felsefesi hala üzerinde çalışması gerekeni sürdürüyor, fakat hala Sosyolojiye biraz saygı ile dav- ranan bilimsel araştırmalar içinde çalışan kişiler dışında, paradigmatik sosyal bilim olarak sosyoloji antropoloji ile değiştirilmiştir. Ekonomi felsefesi, özellikle oyun teorisi modellemesi, günümüzde biraz popü- ler bir alan oldu. Oyun teorisi modeli 1940’larda (von Neumann and Morgenstern) başlatıldığından beri bu ilgiyi çekmektedir ve 1960’larda genelde gözden düştü, sadece oyun teorisini evrim modeli için kulla- nan biyologlar ile ekonomik davranış çalışması için bir ampirik model bulmayı deneyen deneysel ekonomistler tarafından canlandırıldı; bu sonra ekonomik analiz için bir araç olarak oyun teorisini canlandıranlar ekonomi felsefesini etkiledi.

En yenilikçi ve en büyük değişikliklerden biri psikoloji felsefesi olarak bilinen alandan geldi. Psikoloji felsefesi felsefi psikolojiden zihin felsefesine ve davranışçılıktan bilişsel psikolojiye, özellikle zihinsel yapının doğası ile ilgili sorulara bağıntısı içinde kullanılır. Bir şekilde hala, ama “bilişsel devrim” felsefeye oldukça sert vurdu. Bilişsel çalış- malar şimdi deneysel psikoloji, nöron bilim, dilbilim, yapay zeka ve filozoflarında içinde olduğu bir çok çalışmayı içerir. Temsil sorun- ları üzerinde çalışma, açıklayıcı indirgeme (genelde nörolojik bilimler için) ve hatta doğrulamada dahil olmak üzere bu tanımlanmış alanla- rın birçok yönleri vardır. Doğrulama teorisi yapay zekadan, gerçekte Carl Hempel tarafından geliştirilen eski doğrulama fonksiyonlarının modern bir form olarak yeniden kurma tekniklerini kullandı. Bilişsel problem çözme bilimin kendisinin doğasını modellemek için bile bazı- ları tarafından kullanılmıştır. Araştırılması gereken yeni bir yön, gele- neksel felsefi sorunlar ile nörolojinin ilişkileridir, böyle bir temsil ve bilgi ilişkilerdir.

Tarihsel olarak, bilişsel bilim mantıksal pozitivizmin sıvışmaya baş- ladığı saat yakınlaştığında, 1950’lerin ortalarında ortaya çıkmaya başla- dığını not etmek gerekir. Felsefi değişime yol açmış olan entelektüel güçlerin birçoğu aynı zamanda yeni bilişsel paradigmanın ortaya çık- masının nedenidir fakat, daha önemlisi, bilgisayarın etkisini ve onunla bağlantılı etkinlik ve düşünme tarzlarını unutmamak gerekir. Bilgisayar hesaplama, mantık ve işleme için bir araç değil sadece, fakat aynı zamanda insanlarla ile ilgili ve hatta bilimle düşünme için bir model oldu.

Uzmanlaşmış bilimlerde bu çalışmanın ilginç imalarından biri birçok filozofun bilim/felsefe dikotomisinin herhangi bir formunu açıkça reddetmek zorunda olduğudur ve “teorik” bilim adamları en azından kendi çalışmalarının bir parçasında olduğu gibi kendilerinin düşüncesine bunu oldukça uygun buldu.

Onların amacı gerçekten açıklayıcı olmak ve bazen, onların çalıştığı bilimleri teori ve pratik içinde özsel değişiklikler yapmaktır.

Çok farklı güncel bir eğilim tarihçiler ve sosyologların hakimiye- tinde bilim çalışmaları hareketinin parçası olma zorunda olan bilim felsefecileri tarafından sergilendi. Bu hareket bilimin sosyal boyutları üzerine odaklanır (“demode” entelektüel görüşlere karşı olarak). Bir anlamda bilimin sosyal çalışması tarih bilimi kendisini entelektüel tarihten uzağa niceliksel sosyal tarihe kaydırdığında eksternalistler (dış- salcılar) lehine çözülmüş olan internalist ve externalist bilim tarihçi- leri arasındaki anlaşmazlık büyümüştür. Başka bir yönden, daha önce işaret ettiğim, epistemolojik rölativistlerin çalışması tarihsel dönem- leri karakterize etmek için düşünülmüş rölativizm ve kültürel antro- polojinin (etikte de) çoğunda yaygın olan kültürel rölativizm ile güzel uyuşmaktadır. Aslında buradaki görüş bilimin diğerlerine benzemeyen insani bir sosyal aktivite olduğudur ve bundan dolayı konular tarihsel ve kültürel şartlara bağlıdır. Bu tür etkinlikleri çalışma amacıyla biz bilim adamlarının büyüdüğü, yetiştiği ve kendi çalışmalarının oluştuğu sosyo-kültürel çevreye bakmak zorundayız. Yani, örneğin, biz bilim adamlarının bu laboratuvar tarafından verilen kendini doğrulayan bilgi iddialarını yayınlama işlevinin açıklandığı ve incelendiği laboratuvar- ları çalışmamız gerekir. Dahası, birinin diğeri üzerinde güç uyguladığı ve bilim adamlarının etkilemesi ile kurallarını oluşturan söylem kural- larını çalışmalıyız. Örneğin on yedinci yüzyılda İngiliz beyefendisinin uymak zorunda kaldığı davranış kuralları vardı, ve bunlar, her nasılsa, tartışma yapısını ve Kraliyet Ailesinin üyeleri için deneysel pratikler sağladı. Bilim çalışma gruplarının çoğu kendilerine eşlik eden inancı korudu, ama bu kendi pozisyonu tarafından mutlaka anlaşılması gerek- mez. Farklı ya da rakip iddiaların rölativizm değildir. Diğer bir deyişle, belirli bir grup bilim adamın onların görüşlerini tutan bir tarihsel, kültürel ve/veya epistemik özelliği olduğudur. Bundan hiç kimse görü- nümü bir diğerinden daya iyi olanı takip edeceği varsayılmaktadır. Siz, sizin yapmış olduğunuz tarih ve kültürsünüz ve bunun bir sonu vardır. Rölativizm için böyle iddialar sık sık insanların değerleri hakkında endişelenmesine yol açar ve onların durumu, kültürel rölativizm etik rölativizm ile yakından bağlıdır. Ama değerleri ile bilim arasındaki iliş- kileri hakkında sorular, ayrıca daha acil kaynaklardan da ortaya çıktı. Belki de en önemli ve değerleri ile ilgili etkili sorular Tıptan ortaya çıktı. Tıp etiğin pratik sorunları kendilerini tıp pratiğinde ve tıbbi tek- nolojideki değişiklikler nedeniyle hissettirmeye başladı. Aniden, yaşam ve ölüm, hekim-hasta ilişkileri ve pragmatik tarzda hızlı bir şekilde cevaplanması gereken bilgilendirilmiş onay ilgili acil soru vardı. Bu teorik olandan uzak felsefi bir etiğe, meta etikten pratik etiğe doğru bir değişme ile çakıştı. Filozoflar, etik ve bilim, hastanelerde günlük kararlarla ilgili ve sağlık politikalarının yeniden yazılması ile ilgili danış- manlığa dahil oldu. Belim felsefecileri burada özellikle yararlıdır çünkü onlar gerçekten bilinçli kararlar almada bazı bilimleri biliyorlar ve onlar karar verme ve kanıtların kullanımının çeşitli yönlerini sık sık çalışmak zorundaydı.

Bilimlerdeki etiğin bu pratik tarafının yanı sıra diğer boyutları da vardır. Çeşitli meslek etik ilkeler, örneğin mühendisler, felsefi araştırma için sıcak konular haline gelmiştir. Bilim felsefecileri değerlerle ilgilenen çok ilginç ve önemli yeni alanlara, örneğin kurşun ya da dioksin ya da küresel ısınma ile ilgili bilimin temel düzenleyici kararları kullanması ile ilgili sorunları çözme mecburiyetine bulaşmıştır. Ayrıca, gerçek bilimsel araştırma yapmada açıkça veya dolaylı olarak ilgili değerle- rin üretildiği iş vardır. Örneğin, belirli bir tür deneysel bir paradigma seçiminde hangi değerleri kabul edilir veya, daha genel olarak, sıtma yerine AIDS için araştırmaya daha fazla para vererek hangi değerleri kabul edilir (ki bize büyük bir şekilde geri döner). 1960’ların sonlarında feminist hareket, aynı zamanda ön plana birçok değer sorular getirdi ve bazı mükemmel işler cinsiyet tercihlerinin bilimsel pratikten nasıl etkilendiği üzerine yapıldı.

 Bu yeni bilim felsefesinin pratik yanı, inanıyorum, spesifik bilim- lerle ilgilenen diğer düşünürleri iteklemiş olan aynı ihtiyaçtan türetilir. Orada felsefenin önemli akademinin kutsal salonları dışına giden yollar içinde önemli olması gerektiği, genellikle onaylanmamış, bilinci vardır. Mantıksal pozitivistler, gerçi bazıları fizik çalışmıştı, uygulamalı fizik üzerine küçük etkiye sahiptiler, ama ideal bir bilim için kendi kriter- leri vardı ve açıklama için kendi modellerinin sosyal bilimler üzerine önemli etkisi vardı ki onlar fizik konusunda kendi modellerini deniyor- lardı, örneğin “sert” bilim konusunda. Analitik filozofların, 1950’lerin ortalarından itibaren eğitim verdikleri üniversitelerın dışında küçük bir etkileri vardı. Onların kendi başına bir şey olarak kendi profesyonel alanlarını savunmak için bir içerik vardı ve bazı bakımlardan, sıradan dile ironik vurguya rağmen, sıradan yaşam kaygılarına alakasız olmaları oldukça gururluydular. 1980’lere gelindiğinde, bu entelektüel soyut- lanma politikası çökmeye başlamıştı, filozofların ve özellikle bilim filo- zofları, bilimin dünyasını, gerçek dünyada yer almak zorunda kaldı.

Mantıksal pozitivistler tarafından yükseltilmiş olan eski sorular ve konular ve hatta önceki 2000 yıl içinde kaybolmadığını işaret ederek bu küçük denemeyi bitiriyorum. Bilim filozofları, ne iyi bir açıklama yapar, ne tür bir doğrulama teorisi için ne tür bir kanıt sağlar ve sözde bilim ile bilim arasındaki fark nedir hala bulmaca. Bunlar bilim fel- sefesinin uzun ömürlü sorularıdır. Bugün, hala bilim ve büyük dünya üzerinde etkileri olacak spesifik şekilde onları cevaplamaya çalışıyoruz. Bilim filozofları yaratılışçılığın, sosyobiyolojinin bazı versiyonlarının ve şimdi evrimsel psikolojinin bilim dışı durumunu göstermede etkin olmuştur. Onlar nükleer enerji santralleri hakkında ya da çevremizdeki toksisite düzeyleri hakkında kararlar vermemizde bilimsel kanıtların rolünü üretken bir şekilde tartıştı. Onları bulmamız bize moleküler biyoloji veya nörolojik sistemlerinin nasıl çalıştığını anlamamıza izin veren bu tür mekanizmalar keşfetmeyle ilgili zor sorular sordu. Ve onlar özel bilimlerde belirsizlik ve karışıklıkları ayrıntılı açıklamaya devam etmiştir.

Tabii ki, yapmak için pek çok şey var. İnsanlardan daha fazla bul- macalar, çözümlerinden daha fazla sorular her zaman vardır. Yirminci yüzyılın önemli bulmacalar ve sorular olarak alınanlarda birçok deği- şiklikler gördüm, ama daha da önemlisi, bu aynı yıl insanların yaklaşım sorunları için eğitilmek ihtiyacındaki değişiklikleri ve hangi sorunlara çözüm bakacağımızı gördük. Belki de geçtiğimiz yüzyıl sadece bize gerçekten karmaşık sorulara basit cevaplar olmadığını öğretti. Ancak, bu gerçekleşme ile zamanında ve etkili bir şekilde sağlanan pragmatik cevaplar olması gerektiği bilinci geliyor. Kararlar yapılmalıdır ve umut verici bir biçimde, bilim felsefesi bize onların daha iyi şekilde yapılabil- mesini görmemiz için bize yardımcı olabilir.

Not

Adolph Grunbaum, Noretta Koertge, David Lindberg, Nick Maxwell, Wesley Salmon ve John Worrall’a bilim felsefesi tarihi ile ilgili olarak ve kurumların ve bölümlerin kurulmaları ile ilgili bilgi- ler için teşekkür. Merrilee Salmon, Paolo Parrini, Ted McGuire ve Aristides Baltas’a yardımları ve bu denemenin bir önceki taslağı üze- rine yorumları için teşekkürler. Daha önceki bir taslak Amerika Katolik Üniversitesinde bir ders olarak verildi ve bana iyi bir geri bildirim verenlere, özellikle Bill Wallace’e teşekkür ederim.

 Ek:

1896 Josef Breuer and Sigmund Freud, Studies in Hysteria 1897 Leon Brunschvig, La Modalité du Judgment

1899 David Hilbert, Die Grundlagen der Geometrie Max Plank derives black body law

Sigmund Freud, The Interpretation of Dreams

1901 Ernst Mach, Die Mechanik in ihrer Entwicklung, 4th edn. 1902 Lorentz proves, Maxwell’s equations were invariant under

transformations

Henri Poincaré, La Science et l’Hypothèse

1903 Bertrand Russell, Principles of Mathematics

1905 Ernst Mach, Erkenntnis und Irrtum, Bertrand Russell, “On Denoting” Mind

Albert Einstein, “Zur Elektrodynamik bewegter Koeper” Annalen der Physik General strike and revolution in Russia

Sigmund Freud, “Three essays on the Theory of Sexuality”

1906 Pierre Duhem, La Theorie Physique. Son Objet. Sa Structure

 Albert Einstein and Paul Ehrenfest, hv indivisible unit of energy 1907 Hans Hahn, Otto Neurath and Philipp Frank in Vienna

1908 Ernst Zermelo, “Untersuchungen uber die Grundlagen der Mengenlehre I” Mathematische Annalen

Emile Meyerson, Identite et Realite

1910–13 Russell and A. N. Whitehead, Principia Mathematica

1911 Arthur Sommerfeld introduces phase-integral form of quantum law Einstein, “Uber den Einfluss der Schwerkraft auf die Ausbreitung des

Lichtes” Annalen der Physik Solvay Congress, Brussels

1913 Edmund Husserl, Ideen zu Einer reinen Phanomenologie und Phanomenologischen Philosophie, vol. 1

  1. B. Watson, “Psychology as the Behaviorist sees it” Psych. Rev. Niels Bohr, publishes on the atom (Phil. Mag.)

1914 Russell, Our Knowledge of the External World as a Field for Scientific Method in Philosophy

WWI (till 1918): Franz Ferdinand assassinated Easter Rising in Ireland Russian Revolution

1915 Sommerfeld explains fine structure of spectral lines Max Plank estimates value for h (Phys. Rev.)

1916 Einstein “Die Grundlage der allgemeinen Relativitatstheorie” Annalen der Physik

1917 Robert Millikan, The Electron

1918–19 Bertrand Russell, “Philosophy of Logical Atomism”, Monist

Moritz Schlick, Allgemeine Erkenntnislehre

Arthur Eddington observes eclipse confirming general relativity Niels Bohr’s “Principle of Correspondence”

1920 N. R. Campbell, Physics, the Elements

1921 Ludwig Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus [Logische- Philosophische Abhandlung] English version 1922      J. M. Keynes, A Treatise on Probability

1922 Moritz Schlick to Vienna as professor of inductive sciences Leon Brunschvig, L’Expérience Humaine e la Causalité Physique

1923 David Hilbert, “Die Logische Grundlagen der Mathematik” Math ematische Annalen

Helene Metzger. Les Doctrines Chimiques Début du XVIIème à la Fin du XVIIIème Siècle

1925 Erwin Schrödinger develops wave mechanics

1926 Rudolf Carnap to Vienna as instructor in philosophy Niels Bohr shows equivalence of matrix and wave mechanics

 

1927 Werner Heisenberg formulates indeterminacy principle

1928 Verein Ernst Mach (Ernst Mach society) founded Rudolf Carnap, Der Logische Aufbau der Welt

David Hilbert, Grundzuge der Theoretische Logik (3rd edn. 1949 by Hilbert and Ackermann)

1927 P. W. Bridgman, The Logic of Modern Physics Charles Lindberg makes first solo transatlantic flight

1929 Carnap, Hahn and Neurath, Wissenschaftliche Weltauffassung, Der Wiener Kris

Ernst Mach Society Congress held in Prague Wall Street Crash

1930 Erkenntnis founded (till 1940) Gödel’s Completeness Theorem 1931 Carnap to Prague, Feigl to Iowa Gödel’s Incompleteness Theorem

1932 E. A. Burtt, The Metaphysical Foundations of Modern Science (revised edn.)

1933 Hitler appointed Chancellor

1934 Carnap, Logische Syntax der Sprache

  1. R. Cohen and E. Nagel, Introduction to Logic and Scientific Method

Gaston Bachelard, Le Nouvel Esprit Scientifique Philosophy of Science first published

Hitler becomes Führer of Germany (till 1945)

1935 Karl Popper, Logik der Forschung (English, 1959) Kurt Koffka, Principles of Gestalt Psychology

1936 Carnap appointed at Chicago

Alfred Tarski “Der Wahrheitsbegriff in den Formalisierten Sprachen” Studia Philosophica

Carnap, “Testability and Meaning” Philosophy of Science (and 1937) A. J. Ayer, Language, Truth and Logic

Spanish Civil War (to 1939)

1938 Ernst Mach Society formally dissolved (publications of the society forbidden in Germany)

Waismann and Neurath to England

Zilsel and Kaufmann to USA (Menger and Gödel already there too) Erkenntnis moved to The Hague, and renamed Journal of Unified Science Claude Shannon, “A Symbolic Analysis of Relay and Switching Circuits” Trans. of Am. Inst. of Electrical Engineers

Alexandre Koyre, Etudes Galileennes

  1. F. Skinner, The Behavior of Organisms

Hans Reichenbach, Experience and Prediction WWII (to 1945) 1940 Journal of Unified Science discontinued

 

Carl G. Hempel “Studies in the Logic of Confirmation I & II”, Mind Clark L. Hull, The Principles of Behavior

1947 Carnap, Meaning and Necessity

  1. von Neumann and O. Morgenstern, Theory of Games and Eco- nomic Behavior

1948 C. G. Hempel and Paul Oppenheim, “Studies in the Logic of Explanation”, Philosophy of Science J. H. Woodger, Biological Principles Norbert Wiener, Cybernetics

1949 H. Feigl and W. Sellars (eds.), Readings in Philosophical Analysis Herbert Butterfield, The Origins of Modern Science, 1300–1800 Anneliese Maier, Die Vorlaufer Galileis im 14 Jahrhundert

Hans Reichenbach, The Theory of Probability

1951 Reichenbach, The Rise of Scientific Philosophy 1952 Carnap, Logical Foundations of Probability Georges Canguilhem, La Connaissance de la Vie

1953 Wittgenstein, Philosophical Investigations (Philosophische Unter- suchungen)

  1. Feigl and M. Brodbeck (eds.), Readings in Philosophy of Science
  2. V. O. Quine, From a Logical Point of View Stephen Toulmin, Philosophy of Science
  3. B. Braithwaite, Scientific Explanation

1954 Gustav Bergmann, The Metaphysics of Logical Positivism

  1. R. Hall, The Scientific Revolution, 1500–1800 Nelson Goodman, Fact, Fiction, and Forecast Leonard J. Savage, The Foundations of Statistics

1955 Canguilhem succeeds Gaston Bachelard as Professor of Philosophy at the Sorbonne and Directeur of Institut d’Histoire des Sciences et des Techniques

1956 Ernest Nagel, Logic without Metaphysics

  1. O. Urmson, Philosophical Analysis

Herbert Feigl and Michael Scriven, Minnesota Studies in the Philosophy of Science, Vol. 1

1958 Norwood Russell Hanson, Patterns of Discovery

Marshall Clagett, The Science of Mechanics in the Middle Ages

  1. H. Gombrich, Art and Illusion: A Study in the Psychology of Pic- torial Representation
  2. Clagett (ed.), Critical Problems in the History of Science

Paul Feyerabend, “An Attempt at a Realistic Interpretation of Experience” Proc. Aristotelian Society

 

1959 Morton Beckner, The Biological Way of Thought 1960 W. V. O. Quine, Word and Object

1961 Ernest Nagel, The Structure of Science

1962 Thomas Kuhn, The Structure of Scientific Revolutions Mary Hesse, Models and Analogies in Science

Israel Scheffler, The Anatomy of Scientific Inquiry

Robert G. Colodny, Frontiers of Science and Philosophy (first volume of the Pittsburgh series)

1965 Hempel, Aspects of Scientific Explanation

Paul Feyerabend, “Problems of Empiricism” in R. G. Colodny (ed.), Beyond the Edge of Certainty

Michel Foucault, Les Mots et les Choses

1968 Imre Lakatos, “Criticism and the Methodology of Scientific Research Programmes”

  1. V. O. Quine, “Epistemology Naturalized” lecture delivered (published 1969)

1969 Foucault, L’Archeolgie du Savoir Okuma Önerileri

Contemporary presentations of the basic issues in philosophy of science Merrilee Salmon, et al., Philosophy of Science, (by the Department of

History & Philosophy of Science, University of Pittsburgh), Prentice- Hall, 1991

A collection of readings which cover the field of philosophy of science Baruch Brody and Richard Grandy (eds.), Readings in the Philosophy of

Science, 2nd edn, Prentice Hall, 1989 Historical overviews of the history of positivism

  1. Alberto Coffa, The Semantic Tradition from Kant to Carnap, Cambridge: CUP, 1991

Michael Friedman, Reconsidering Logical Positivism, Cambridge CUP, 1999

Frederick Suppe, Critical Introduction, to The Structure of Scientific Theories, 2nd edn, Urbane, Ill.: University of Illinois Press, 1977

A systematic treatment of the main parts of the logical positivist/empiricist program: Quite difficult in parts

Israel Scheffler, The Anatomy of Inquiry, New York: Borzoi Books, 1964 An review of the critics of positivist/empricist program.

Israel Scheffler, Science and Subjectivity, Indianapolis. Bobbs Merrill

Yayınlanmadan önce makalelerimizden haberdar olmak isterseniz?
E-Mail Listemize Abone Olun!

TEKNİK

Yeni Teknolojik Gelişmeler

POLİTİK

Çağdaş Totaliterizm

FİLOZOFİK

Diyalektik

Review

89%

Our Rating
89%

About The Author

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN İYİ HOSTING FİRMASI

Son Tweetlerim

Video

Loading...

Haberciye Kayıt Olun

Güncel çalışmalarımdan ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun

You have Successfully Subscribed!