Select Page

DİYALEKTİK

DİYALEKTİKScore 98%Score 98%
İSMET ŞAHİN

Çalışmalarımı ResearchGate’ten de takip edebilirsiniz

https://www.researchgate.net/publication/322775947_DIYALEKTIK_Platon_Aristoteles_Kant_Hegel

Etİmolojİ

Eytişim, Türkçede soru ve yanıtların oluşturduğu tartışma anlamına gelen eytişmek kökünden türemiştir. Dilimizde daha çok kullanılan diyalektik kelimesi eski Yunanca seçmek ve toplamak anlamlarını dile getiren Yunanca leg kökünden türettikleri tartışma anlamındaki Yü. dialektike sözcüğünden alınmadır. Antik çağ Yunanlıları iki kişinin karşılıklı konuşmasına diyalog derlerdi.

Terim Platon’un Socratik diyaloglarında popülerlik kazandı ve batı dillerine de Yunancadan geçti. Herakleitos diyalektiği terim olarak bilmezdi onun yerine logos kullanmıştır. Her şeyin yönetici ilkesidir ve yasasıdır logos.

Tarİhçe

İnsanlığın düşünsel gelişme süreçlerinde, yani doğayı anlama çabala- rını üç tarihsel evreye ayıra biliriz.

Birincisi, düşünmenin, insanın doğal dünyayla düşünce yoluyla değil doğrudan etkileşim yoluyla oluştuğu ve dolayısıyla doğayı çoğu kez yanlış olmakla birlikte doğrudan yansıtan evresidir. Bu momentte düşünce doğal süreçlerin naif yansısıdır. Mısırdan Hint ve Çin’e, Sümer, Babil, Eski İran’dan Antik Yunan’a görülen düşünme biçimleri ve felsefeler bu dönemin çocuksu, artık ulaşılamaz naifliğini yansıtır.

Bu dönemde doğa ve dolayısıyla onu yansıtan kavramlar soyut tek yanlılıkları içinde anlaşılmaz. Düpedüz görüldüğü biçimiyle bir akış, kaba karşıtlıkların oluşturduğu çatışma ve gelişme diyalektiği olarak anlaşılır. Kuşkusuz diyalektik terim olarak kullanılmasa da.

Şunu belirtmek gerekir ki hem felsefe ve hem de diyalektik batı düşünce despotizmi altında her ne kadar Antik Yunan’dan başlatılıyorsa da, günümüz dahil felsefeyi ve diyalektik – çelişik mantık – düşünmeyi keşfetme onuruna Çin ve Hint uygarlıkları, sahiptirler.

Lao Tse “kesinlikle doğru olan sözler çelişik görünüyorlar.” Ve Chuang Tzu’da “Tek olan tektir. Tek olmayan gene tektir.” Görülüyor ki hem ‘o dur hem değildir’ biçiminde çelişik mantık ile karşı karşıyayız. Bu anlatım tarzı ilkin Taoist düşünce biçiminde görülmekte sonra Herakleitos’ta ve en sonu Hegel’den geçerek çağdaş çelişik mantığın (diyalektik) temelini oluşturacaktır.

Hintlilerin ünlü Ring Vedası “Ben, iki şeyim, hayat gücü ve hayat maddesi; aynı anda ikisi birdenim.” demektedir.

İkincisi, şimdi üzerinde durmayacağımız düşünce momenti, doğanın analitik ayrıştırılması ve tek yanlı olarak soyutlanarak mutlaklaştırılmasının biçimi olarak metafizik dönemdir. Doğada derinleşen insanlık onu parçalara ayırıyor, bu ve şu diye tanımlamaya çalışıyordu. Ancak yaptığı bu soyutlamaları mutlaklaştırıyordu.

Üçüncüsü, çağdaş diyalektik, esas olarak Hegel’in ürünüdür ya da doğrusu Hegel tarafından bütünsellikli olarak ifade edilmiştir. Bu dönemde insanlık soyutlamanın, analitik ayrıştırmanın belli bir momentinde oluşturduğu soyut kavramları başka tümlerin parçaları olduğunu keşfetmiştir. Dolayısıyla soyut tek yanlılıktan, metafizik- ten, kurtulmuştur. Bu dönemde düşünce kavramların bireşimsel dizgesi olarak diyalektiktir.

Çağdaş diyalektik, Marksist gelenek dahil, antik düşünme paradigma- sının içinde yer alır. Bu anlamda çağdaş diyalektik, antik düşünme alışkanlıklarının Nevton fiziği ve Hristiyan teolojisiyle bir tür karışımıdır.

Platon

Platon’da diyalektik metinlerinin gelişimine paralel tanımlara ve gelişmelere sahiptir. Henüz etkisinden kurtulamadığı Sokrates’in düşüncelerini yansıtan ilk dönem ve kendi görüşlerini berraklaştırdığı ikinci dönem; Birinci dönem Sokratik diyalogların ağırlıkta olduğu bir dönemi ikinci dönemse Parmenides, Sofist gibi geç diyaloglar ve Cumhüriyet adlı kitabını kapsar.

Bu durum göz önüne alındığında diyalektik, Platon’un bilgi kuramı çerçevesinde kazandığı ussal devinim biçimleri olarak genel bir tanım içine oturta biliriz. Çünkü Sokratik diyalogların genel özelliği tümellerin keşfidir. ‘İyi ideası, ‘güzellik’, ‘aşk’ vd. tümellerin tümevarım aracılığıyla, anımsanarak keşfedilmesidir. Menon diyaloğu buna iyi bir örnektir. Burada diyalektik duyulur evrenden, duyulur bilgiler ile ussal kavramlara yani idealara ulaşmak için kullanılan bir sanattır. Daha sonra Platon bu idealara ontolojik nitelik yükleyecektir. Diyalektik burada nesneler dünyasından idealar dünyasına geçiş için gerekli bir yöntemdir.

Bu dönem metinlerinde Platon evrenselleri keşfetmekte ve onların varlıklarını kanıtlama çabasında takılı kalmıştır. Evrenseller değişse de tüm diyaloglardaki çabası evrensellere ulaşma ve onları kanıtlamadır.

Bu nedenle bu diyalogların güzelliği onların düşünmedeki-ustaki de- rinliklerinde değil, felsefenin ve tabi insanlığın tek nesnelerden ve onların tekil adlarından evrensel adları türetmenin verdiği coşku, kopardıkları kıyamet ve naiflikleridir. Çamı, kızılağacı ve armut ağacını bilmesine rağmen ağacı ağaç olarak henüz bu nesnelerden soyutlamamış ve dolayısıyla tümel kavramlar oluşturamamış düşüncenin-usun ne zorluklarla bu süreci aştığını görüyoruz. Bize, bugün ne kadar çocuksu da gelse ne kadar önemlidir tek tek bireylerin sevgisinden, yaptıkları iyilikten tümel ad, kavram olarak sevgiye ve iyiye ulaşmak. Bu insanlığın ellerini topraktan çekerek ilk yürüyüşüne başlaması kadar önemlidir. İnsanlık düşünmede ilerlemek, günümüzde bilim adına söylediğimiz tüm şeylerin keşfi için yani kısacası aklın üzerine basarak ilerleyebilmesi için gerekli kavramları yaratmış oldu. Kuşkusuz bu keşif Platon’dan diyalektik binlerce yıl önce insanlar tarafından yapılmıştı. Biz burada, insanlığın soyutlama macerasını Platon üzerinden özetliyoruz.

“Akıl diyalektika gücüyle kavradığı şeyler kavrananın ikinci kısmındadır.

Varsayımları birer ilk olarak ele alır. Birer basamak yapar varsayım- ları. Bütün varsayımların üstündeki bütünün ilkesine yükselir. Bir ilkeye yükselince, ondan çıkan bütün sonuçlara dayanarak varacağı son yere varır. Bu arada görülen-duyulan hiç bir şeye başvurmaz. Kavramdan kavrama geçerek sonunda gene kavarama varır…. Araştırma yalnızca kavram ile yapılır.”1

Kimden alıntı yapıldığını bilmeden okuyan biri Hegel’den ya da Marks’tan bir pasaj okuduğunu sanabilir. Kant bu anlayışın çok gerisindedir.

Bu pasajı Platon’un olgunlaşmış diyalektik anlayışına örnek olsun diye verdim. Platon’un düşüncesinin bu momentinde diyalektik, tümevarım ve tümdengelim biçimlerini belirleyen, analitik ve bireşimci süreçlerin bütünüdür. Dolayısıyla düşünce kendine özgü devim sarmalı yaratmaktadır. Genel geçer evrensel sonuçlara varmaktadır. Artık us görgül verinin tutsaklığından kurtulmuştur. Bir kere kendine kazandığı evrenseller-kavramlar ile uzayın her yerinde özgürce uçabilir.

“Müzik seslerin harmonisi hakkında nasıl bir takım yasalar verirse diya- lektikte kavramların harmonisi hakkında yasalar veren bir sanattır.” Diyalektik, evrenseller ve kavramların elde edilmesi süreci ve yöntemi, dolayısıyla aydınlanma yöntemi ve süreci yani Platon’un bir bütün olarak idealar kuramıdır.

Çağdaş diyalektik, Hegel’den Marx’a, tamamıyla Platon’un bu para- digması içindedir. Konunun detayları ile işlenmiş olması bu gerçeği gizleyemez.

1- Devlet, Platon. syf. 228 b

“Şunu belirtmek gerekir ki hem felsefe ve hem de diyalektik batı düşünce despotizmi altında her ne kadar Antik Yunan’dan başlatılıyorsada felsefeyi ve diyalektik düşünmeyi keşfetme onuruna Çin ve Hint uygarlıkları sahiptirler.”
İSMET ŞAHİN

Aristoteles

Çağdaş diyalektik, Hegel’den Marx’a, tamamıyla Platon’un bu para- digması içindedir. Konunun detayları ile işlenmiş olması bu gerçeği gizleyemez.

Platon, duyumsal gerçeklik ile ussal gerçeklik arasında bağ kurmaya ve giderek dış nesnel gerçekliğin işleyiş yasalarını bulma çabasına girmişti. Bu çabayı sürdüren ama yeni tartışmaların da başlamasına yol açan Aristoteles idi.

Aristoteles, diyalektiğin mucidinin Eleali Zeno olduğunu söylemektedir. Aristoteles’in de felsefi ilgisi Platon gibi evrensellerdir. Ancak önemli bir farkla; Platon diyalektiği evrensellere ulaşmada ve kavramlar arası bağıntılılık olarak yani bilim içinde bir yöntem olarak kavrarken, Aristoteles, onu kanılardan (Yu. doksa) tümellere ulaşma yöntemi olarak görür. Ve bu nedenle bu yolla kesin, (Yu. episteme) bilimsel bilgiye ulaşılamayacağını söylemektedir. Bu nedenle Aristoteles diyalektiği yanlış sonuçlara götüren uslamlama yöntemi olarak görmektedir. Bundan dolayıdır ki Metafiziğin ’de sürekli Herakleitos ile savaşır.

“Aynı niteliğin, aynı anda, aynı özneye, aynı yönden hem bağlı olması, hem de bağlı olmaması imkansızdır; Diyalektik türden itiraz- lara karşı önlem almak için eklenebilecek diğer nitelikleri varsaymamız gerekir. İşte bu ilkeler, yukarıda verdiğimiz tanıma uyduğu için bü- tün ilkeler içinde en kesin olanıdır. Onun için bazılarının Herakle- itos’un söylediğini sandığı gibi, aynı şeyin hem var olduğu hem de olmadığını düşünmek mümkün değildir.”

Aristoteles’in çelişkisiz bir mantık ortaya koymaya çalıştığını göz önüne alırsak, diyalektiği tersten çelişik ve dolayısıyla bozuk mantık yürütme olarak tanımladığını-anladığını görebiliriz.

Bunun nedeni Aristoteles’in bilim, episteme, kavrayışından çıkarsana bilir. Aristoteles bilimi alanlarına uygun olarak, yani nesnelerine göre tasnif eder ve üç türe ayırır. Pratike, Poitike ve Theoretike. Theoretike bilimler Mathematike, Physike ve Theologikedir. İşte bu bilimler nous, akil ile kavranır. Yani kavramları duyumsal verilerden gelmez bu nedenlerde çıkarsamaları kesindir. Burada yöntem bire- şimsel, tümdengelimdir. Pratik bilimler verilerini duyumdan alır ve yöntemi tümevarım ya da diyalektiktir. “Ancak bütün bu bilimler, dik- katle- rini belli bir nesne, belli bir cins üzerinde yoğunlaştırırlar ve bu nes- ne ile meşgul olurlar… O halde böyle bir tümevarımdan çıkan şeyin tözün veya özün bir kanıtlaması olamayacağı, sadece onun başka bir biçimde sergilenmesi olacağı açıktır.”

Aslında Aristoteles’te diyalektiği Platon gibi evrensellerin, kavramların, idelerin oluşturulma sürecinin bir yöntemi olarak kavrıyor ancak buna olumsuz bir karakter yüklüyor. Çünkü diyalektik duyumsal veriden, yani olmaya ve bozulmaya uğrayan gerçeklikten soyutlanmış genel kanıların üzerinden evrenseller, tümeller oluşturmaktadır. Evet, kuşkusuz bu tarzda da ideye varılabilir ama bu bize aradığımız kesinlikte, tözün bilgisini, vermez. 

Aristoteles’in çağdaş diyalektikte kullanılan cins-tür ayrımı ve tümeva- rımsal ve tümdengelimsel akıl yürütme tarzları vardır. Bunları Hegel kısmında ela alacağım. Aristoteles diyalektikteki bir sorunun -Hegel ve Marx’ın sezemediği- farkındadır. Platon’un gerçeklik atfettiği ‘İde- alar’ gerçekte birer soyutlama olduklarına göre, tümel kavramlar ile yapılan bilimin kesinliğinden nasıl emin olabiliriz. Düşüncenin ger- çekliği bir bütün olarak ve mutlak olarak yansıttığını nasıl iddia ede- biliriz? Hegel bu sorunu nesnelleşen düşünce ile aşmaya çalıştı. Marx ve Marksistler ise eleştirmeden, Hegel’den devraldıkları bu yöntemin tuzağına düştüler.

Kant

Kant diyalektiğe Aristoteles gibi olumsuz bir anlam yükler. Kant’ın ünlü kategorileri de Aristoteles’in kategorileriyle neredeyse aynıdır. Ancak Aristoteles bu kategorileri deneyimden soyutlanmış en genel kavramlar olarak, doğru bir biçimde anlarken Kant onları saf aklın doğuştan sahip olduğu ürünleri olarak metafizik tarzda sunmaktadır. Hegel, Mantık’ında, Kant’a ilişkin en olumsal ifadesini; “ Kant diyalektiği aklın önüne getirmiştir.” kullanırken bile Kant’ın kendisi ile olan çelişkisini de göstermektedir.

Kant’ın bu negatif durumu onun felsefesinin henüz aşamadığı düa- liz- minden kaynaklanır. Rasyonalizm ile çağının ürünü olan ampirizmi uzlaştırma çabası Kant’ın sisteminin ana yörüngesini de belirler.

Kant, felsefeye her şeyi bilemeyeceğini bilmesi gerektiğini öğütler. Çünkü duyular yoluyla elde edilen, fenomenlerin ampirik bilgisi bize gerçek hakkında hiç bir şey söylemez. Biz ancak gerçekliğin kendini bize gösterdiği, yansıttığı fenomenlerini, olaylarını biliriz. Gerçekliğin kendisi kendinde şey olarak kalır. Duyumsal verileri işleyerek bilginin oluşmasını sağlayan kategoriler aracılığıyla da akıl gerçekliği bilemez. Dolayısıyla felsefenin zaman ve mekan içinde dolaysız varoluş dışın- da her hangi bir yere yönelmesi yasaktır. Kant Numeni, kendinde şeyi, zaman ve yerin dışında sayar. Bu nedenle bilinemez. Çünkü bilgi duyum ve düşüncenin ortak edimidir. Duyumsal verilerin ussal işlenişleri ile bilgi oluşur.

Kant’ın aşkın, transandantal, diyalektiği onun Saf Aklın Eleştirisi adını verdiği çalışmasında ortaya çıkar. Kant bu çalışmasında insan anlığının kuşkusuz Hüm’ün negatif katkısıyla, çözümlenmesi ile uğraşır. Ancak ortaya koyduğu 12 kategoriyi açıklanmamış olarak ve üstelik metafizik tarzda birbirinden kopuk, bağımsız olarak bıraktı. Çünkü anlığı ustan tamamen ayırmıştı. Anlığın ürünü olan kategorileri bu nedenle usun bireşimsel yeteneğine sunamıyordu. Us, analitik anlığın öğelerinden yararlanamaz.

Diğer yandan özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin olmazlığı ilkeleri, mantıksal yasalar olarak her bir alanda uygulanır.

Tüm bunlardan Kant, diyalektiği yanılsamanın bir mantığı olarak değerlendirdi. Aşkın diyalektik bizi kategorilerin deneysel kullanımının ötesine taşır. Kant, aklın deney alanından bilinmeyenlerin alanına geçme doğal eğilimine sahip olduğunu bu nedenle de hata yaptığını söylemektedir. Kant diyalektiğe negatif, olumsuz bir anlam yükler ve görünüşün mantığı olarak tanımlar.

“Kant’ın ünlü kategorileri de Aristoteles’in kategorileriyle neredeyse aynıdır. Ancak Aristoteles bu kategorileri deneyimden soyutlanmış en genel kavramlar olarak, doğru bir biçimde anlarken Kant onları saf aklın doğuştan sahip olduğu ürünleri olarak metafizik tarzda sunmaktadır.”
KANT

“Tez- anti tez ve sentez tarzındaki biçimleştirme Hegel sonrasında, onun bir yorumcusu olan Henrik Moritz Chalybaus adlı biri tarafından yapılmıştır.”

HEGEL

Hegel

Hegel diyalektiği kuşkusuz bu kısa makalede serinlenemez. Ancak temel öğeleri yine genellikleri içinde ve yanlış anlamalar dışlanarak sunmaya çalışacağım.

Hegel, Herakleitos’un ne si varsa kendi dizgesine koymuştur. Ve yine Hegel diyalektiği öznelliğinden kurtarılmış bir Fichte diyalektiğidir. Fichte’nin özneye bağlı olarak geliştirdiği diyalektiği Hegel tüm varlığa uyarlayarak nesnelleştirmiştir.

Bu çerçevede Hegel diyalektiği çelişik bir mantıktır: Her şey zaman içinde var olan süreksiz ve sonlu yapıdadır. Her şey karşıt güçlerin, çelişkilerin bir bireşimidir.

Niceliksel, birikimsel değişim bir radikal değişime yol açar. Çatışan güçlerin negatif yanı eski yapının üstesinden geldiğinde niceliksel gelişme niteliksel değişime, dönüşüme neden olur.

Değişim helezonik bir tarzdadır. Dairesel değildir. Bu olumsuzlamanın olumsuzlanmasını getirir. Çünkü ilk olumsuzlama kendinde bir fasit daire olarak kalmaz. Yeni bireşim, olumlama kendini karşıtıyla çatışmalı bir tarzda ortaya koyar ve buda yeni bir olumsuzlama sürecini açığa çıkarır.

Bu belirlemeler tam tamına Fichte dizgesinde mevcuttur ve Hegel tarafından aynen alınmıştır. Ve dahası iç çekişme ve kavganın bir sonucu olarak her şey sürekli değişir diyen Herakleitos’un şiirsel anlatımının bir dizge içinde yeniden aktarılmasıdır.

Görüldüğü gibi, Marksistlerinde, Marksın değil, kabaca, sorgulamadan aldıkları tez, anti-tez ve sentez üçlemesi Hegel’e ait değildir. Hegel diyalektiğinde ilk kavram en genel kavramdır. Yani içerikten yoksun en soyut, evrenseldir. Buda varlık kavramıdır. Dolayısıyla diyalektiğin ilk adımı tez değil soyutlamadır. Varlığın bu en genel tanımı onu hiçlik ile özdeşleştirir. Ki varlık bu biçimiyle hiçliktir. Çünkü tüm muhtevadan soyutlanmış salt kavramdır. Bir olan ikiliği içinde taşır. Yani kendi karşıtını. Yani hiçliği. Bu iki kategori birlikte oluş kavramına geçer. Kavramlar Hegel’de zorunlu olarak bir birinden çıkarsanır. Çıkarsama işlemini biz kendi keyfimizle yapmayız. Daha baştan ilk kavramın belirlenimleridir tüm diğer süreç ve kavramlar. Kavram somuttur. Ve bu görecelidir. Her bir sonraki kavram bir öncekine göre somut bir sonrakine göre de soyuttur. Öyleyse Hegel’de diyalektik süreç soyut-negatif ve somut üçlemesiyle ilerler. Dolayısıla Hegel’de diyalektik düşünmenin, nesnel gelişme, hareket yasasıdır.

Tez- anti tez ve sentez tarzındaki biçimleştirme Hegel sonrasında, onun bir yorumcusu olan Henrik Moritz Chalybaus adlı biri tarafından yapılmıştır. Aslında çıkarımsama işleminde bir kavram kendi karşı- tını içinde barındırır, bu karşıtın tür olarak kendi başına ayrılması onu karşı sav olarak belirler. Ve en sonunda bu çatışma, gelim cinsin türe dönüşme- siyle, senteze-bireşime ulaşmasıyla son bulur. Bu yeni kendi karşıtını içinde barındıran yeni bir tezdir. Görüldüğü gibi tez karşısında anti tez keyfi olarak konmaktadır. Böyle bir zorunluluk yoktur. Hegel’deki somut kavramın zihindeki somutu bu anlamda soyut yapıların bir bireşimi olarak somuttur.

Bu çerçevede Hegel’in ilk kavram üçlemesine dönecek olursak. En soyut kavram olarak varlık, en genel cinstir, yokluk, ikinci kategori olarak varlığın olumsuz, negatif biçimi onun ayrımıdır. Ve üçüncü kategori olarak oluş türdür. Dolayısıyla diyalektik, deduktif bir çıkarımsama yöntemidir. Ve bu Aristoteles’in bilmeden kullandığı yöntemdir. Çağdaş diyalektik ve tabi ki felsefe Aristoteles’in ortaya çıkardığı tü- mevarımsal ve tümdengelimsel, soyutlama ve çıkarımsama paradig- masını aşamamıştır. Engels, diyalektiğin metafiziğe üstünlüğünün, demir yolunun kağnı arabasına üstünlüğü olarak tariflemişti. Henüz keşfedilmemiş olan, ama keşfedilmesinin maddi olanaklarının ortaya çıktığı, atom altı parçacıklarının hareket yasalarının demir yoluna üstünlüğünü gösterecek olan yeni düşünme biçiminin diyalektiğe üstünlüğü ne olacak dersiniz?

Kaynakça

  1. Platon; Diyaloglar ve Cumhuriyet kitabı.

  2. Aristoteles; Metafizik.

  3. Kant; Saf Aklın Eleştirisi.

  4. Hegel; Mantık Bilimi.

  5. Orhan Yenişehirlioğlu; Felsefe ve Diyalektik.

  6. Orhan Hançerlioğlu; Felsefe Sözlüğü

  7. İsmet Şahin; Anti Kapitalist Manifesto

  8. Glenn Alexander Magee; The Hegel Dictionary

  9. The Cambridge Dictionary of Philosophy

  10. The Oxford Dictionary of Philosophy

  11. http://en.wikipedia.org/wiki/Dialectic#cite_ref-12
  12. http://www.generation-online.org/p/fpkantdialectic.htm
  13. http://userpages.bright.net/~jclarke/kant/dialect0.html

Yayınlanmadan önce makalelerimizden haberdar olmak isterseniz?
E-Mail Listemize Abone Olun

Eleştiriler

98%

Summary DİYALEKTİK Platon Aristoteles Kant Hegel çalışmamız "https://www.academia.edu/11747945/DİYALEKTİK_Platon_Aristoteles_Kant_Hegel"de %1'e girdi.

Our Rating
98%

About The Author

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN İYİ HOSTING FİRMASI

Son Tweetlerim

Video

Loading...

Haberciye Kayıt Olun

Güncel çalışmalarımdan ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun

You have Successfully Subscribed!