Select Page

İMBİLİM DERS NOTLARI

İMBİLİM DERS NOTLARIScore 98%Score 98%
İSMET ŞAHİN

Tabiki bu yazım değerli hocam Bilge Karasu’ya ithaf edilmiştir. Çalışmanın tamamı onun kitabından yararlılanılarak oluşturulmuştur.

Giriş

“Dilbilim tümcenin bittiği yerde biter. Tümcenin sonrası, yani bağlam imbilimin alanına girer.”

Bilge Karasu Hocamın, Değerli Hocam Prof. Dr. Cemal Güzel tarafından yayına hazırlanan, İmbilim Ders Notları adlı kitap İmbilim çalışmaları çerçevesinde ele alınacaktır. Bilge Karasu’nun çalışmaları kitaptan izlenecek ve özetlenecek ve diğer taraftan çağdaş İmbilimsel çalışmalar aktarılacaktır.

Etimoloji

“…İmbilimle uğraşan herkesin anlaştığı önemli bir nokta var: İmbilim, kurulmakta, oluşturulmakta olan bir bilim niteliği taşıyor…” 

Kurulmakta olan bir bilimin Türkçe’de oluş sürecide son derece tartışmalı konuları içermektedir: Her şeyden önce bilim adının Türkçe’de birçok terim ile karşılanmasıdır. Türkçe yazımı ile semiyotik doğrudan kullanmayı tercih edenler var. Diğer taraftan İmbilim, Şekilbilim, Anlambilim ve Göstergebilim olarak kullananlar. Ve bazende aynı kitapta birkaç terimin birlikte kullanıldığına tanık oluyoruz.

İm, gösterge, işaret: Osm. işaret, emmare, alamet; İng. Sign; Fr. Signe; Al. Zeichen. Eşanlamlı kelimeler olarak kullanılmaktadır. Ancak gösterge ve işaret terimlerinde kelimenin diğer çekimleri göstergelem,gösterge, göstergem, işaretlem, işaretsel vs. bazen anlamsız bazende zorlama kelimelere yol açmaktadır. İm, imge, imgelem, imgesel, imlem, imgeleme vs. tüm çekimlerinde kavrama uygun terimlemeye izin vermektedir.

Bilge Karasu da ‘İmbilim’, ve anlam karşılığı olarak “imleme=anlama” kullanmıştır.

İm; imlemi bildiren semboldur. İmlem; varlıklarda bulunan ya da varlıklara verilen anlamdır. İm anlam değil kastedilen anlama verilen semboldur. Bu nedenle hemen her bilim alanında yaygın bir kullanımı vardır.

Türkçe’de de kullanılan semiotic-semiyotik, semiyoloji Antik Yunanca semeiotikos’tan türetilmiştir. ‘Sembollere uyan’ anlamına gelmektedir. Yunanca ‘semeion’ işaret, im, belirti ve iz gibi anlamlara gelmektedir.   

İlk kez Henry Stubbes terimi, 1670 yılında salğlık alanında kullanır. John Locke, İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme (1690) adlı kitabında semiotic terimini kullanır.

“Sınırları henüz kesinlikle belirlenememiş üç terim var: Semiologie, Semantique, Semiotque… Semantik, anlambilim, dildeki anlamlandırmaların bilgisi; semiotique, imbilim, söylemdeki anlamlandırmaların bilgisi. Dolayısıyla, ikisi de dilsel iletişim dizgelerinin semiologiesi ise, genel bir semiologienin öbür kolu diye görülmüştür.” “Ama son yıllarda semiotique X semiologie karşıtlığı anlam değiştirmeye başlamıştır. Semiotque, imbilim, bu iş için geliştirilmiş bir takım kavramlar, biçimler yoluyla her türlü anlamlandırma dizgelerinin, biçimsel betimine yönelirken, semiologie, bütün öbür imbilimsel dizgelerin “yoran”ı olarak doğal dilleri görme, eğilimindedir.”

İmbilim Tanım ve Tarihçe

“İmbilimin amaçladığı, kabaca söylendikte, anlam üretimi biçimlerinin, anlam üretim biçimlerinin düzenlenişinin incelenmesi, bu alanda biçimselleştirilmiş, nicelleştirilmiş birtakım sonuçlara varılabilmesi. (Bu da imbilimi bir bilim haline getirmenin önemli bir adımıdır.)”

Semiyotik veya İmbilim Bilge Karasu’nun da işaret ettiği gibi; simge, sembol ve işaretlerin yorumlanmasını, üretilmesini veya işaretleri anlama süreçlerini içeren bütün faktörlerin sistematik bir şekilde incelenmesine dayanan bir bilim dalıdır. Semiyotik disiplinlerarası bir sahadır. Değişik işaret sistemlerine dayanan anlam ve bildirişim konularını inceler.

İmbilim genel olarak üç branşa ayrılır:

Semantik: İmlerin, sembollerin aralarındaki ve referans oldukları şeyler ile ilişkilerini, onların gösterdiklerini ya da anlamlarını inceleyen alan. Kısaca anlambilim. “ Anlam üretim biçimleriyle bu biçimlerin düzenlenişini araştırmağı amaçladığını söyledim imbilimin.”

Sentaktik: Sözdizimsel, imlerin ve sembollerin aralarındaki biçimsel özellikleri araştırır. Tümce yapısı ve özellikleri araştırılır. “Şimdi, sözcük düzeyi ile tümce, tümceler bütünü, metin düzeyinde analamadan söz edebilirim.”

Edimbilim: Doğal dillerin anlaşılması üzerine çalışır. Sembollerin onları kullanan insanlar üzerindeki etkilerini konu alır. Bu çerçevede dilin anlamı ve kullanımını ve yapısız dilleri inceler.

Stoa’cılar imlem üzerine düşünmüşler, özdeksel nesne, özdeksel simge ve anlamı birbirinden ayırt emişlerdir. “ Stoa’cılardan beri ele alınan “anlam” sorunları…”

“Saussure, toplumsal ruhbilimin, dolayısıyla genel ruhbilimin bir parçası olacak bir bilim tasarlıyordu: İmlerin, toplumsal yaşam içerisindeki yaşamını inceleyecek bir bilim… 1964 yılında (İmbilimin, Fransa’da ortaya çıkışı sırasında) Barthes, Saussure’ün bu düşüncesinin tersine çevrilme olasılığının göz önünde tutulması gerektiğini söylüyor, imbilimi dilbilimin bir parçası, “söylemin anlam taşıyan büyük birimlerini ele alacak parçası” diye görüyordu.”

Ch. S. Peirce, Eco, Greimas ve Barthes imbilimin çağdaş öncüleridir. Bilge Hocanın andığı Ferdinand de Saussure (1857–1913) modern dilbilimin ‘babası’ olara görülür. Charles Sanders Peirce ise (1839–1914) önemli bir mantıkçıdır. Felsefi edimbilimin kurucusudur. İmbilimin bir bilim dalına dönüşmesini sağlayan kişi Ch. S. Peirce’tür. Peirce, bütün olguları kapsayan bir göstergeler kuramı tasarlamış ve mantıkla özdeşleştirdiği bu kurama «semiotic» adını vermiştir. Peirce’e göre, göstergebilim ( her çeşit bilimsel inceleme için bir başvuru çerçevesi oluşturan genel bir kuramdır, Peirce, tasarladığı bu göstergebilimi üçe ayırır: 1. salt dilbilgisi; 2. mantık; 3. salt sözbilim.

Umberto Eco, Semiotik ve Dil Felsefesi adlı kitabında imbilim teorisi tartışır. Kendisi konunu otoritesi olarak görünür. Bilge Karasu da adını andığım diğer düşünürlerin yanısıra esas olarak Eco’yu notlarında referans gösterir. “Eco’nun terimlerni kullanarak…”

Valentin Nikolaevich Voloshinov (1895–1936), Louis Hjelmslev (1899–1965), Charles W. Morris (1901–1979), Roland Gérard Barthes (1915–1980) ve Algirdas Julien Greimas (1917–1992) imbilimin oluşum süreçlerine katkıda bulunmuş önemli bilim insanlarıdır.

“İmbilimin yönteminin ana ilkesi, soyutlama ilkesi. Anlamlandırma olgular topluluğu içinden, incelemek üzere şu ya da bu özdeş irayı gösteren bütünlerin soyutlanıp ayrılması.”

BİLGE KARASU

Yöntem

“İmbilimin yönteminin ana ilkesi, soyutlama ilkesi. Anlamlandırma olgular topluluğu içinden, incelemek üzere şu ya da bu özdeş irayı gösteren bütünlerin soyutlanıp ayrılması.”

Metin yapısı

“Duruk metinler bir tek önermeyle özetlenebilirler. Anlatı (devingen) metinlerinde ise başta ortaya konan ile son arasında bir değişme vardır.” “Masalların Keloğlan’ı sonunda zengin olur. Başlangıç durumunu değilleyen bir son duruma dönüşümü taşıyan metne anlatısal metin diyoruz.”

“Herkesin aynı şeyleri okumuş olmasının beklenemeyeceğini söyledim. (Herkes hep aynı şeyleri okursa durumumuz bir yoksulluğa varır. Okumada çeşitlilik gerekir. Bu ilgilerde de çeşitlilik demektir.) İlgiler değişik, olanaklar değişiktir. Ama bu başka başka okumalar, terimlerden biri olan “metinlerarası” bütün ya da bütünce üzerinde dururken, birden, başka bir anlam kazanacaktır.”

“Modalardan söz ettim. Moda geçicidir ama yayıcıdır da. Herkesin imbilime ilgi göstermesi, bu genel ilgi yerini bir başka “moda”ya kaptırdığı zaman da imbilimle uğraşacak birkaç uzman adayının ortaya çıkmasına yol açarsa verimli bir ilgi olmuş olacaktır.”

“Yaşayan, kutuya girmiş haliyle değil, oluşma halindeki düşünceden söz ettim. Kaynak metinler üzerine yazılanlar bu kaynakları kimi zaman çarpıtmıştır; (bu çarpıtmalar, bir bakıma, düzeltilmesi daha kolay şeyler) ama her zaman süzmüştür.”

“Oluşan düşünceyi görüp yaşamağa çalışmak ise başka bir serüvendir. İmbilim alanında Peirce’den, örneğin, Eco’ya, Greimas ya da Barthes’a uzanmak, bir düşünce serüvenini bir kıyıcığından yaşamaktır. Bir ülkenin sınırlarının, engebelerinin, sularının yavaş yavaş tanınması gibi bir alanın, birtakım sorunların, kavramların, terimlerin yavaş yavaş arandığını, sezildiğini, bulunduğunu, kararlaştırılıp işler hale getirildiğini görmektir. Araştırmayı, aydınlanmayı yaşamaktır bu.”

“Tanıma, uzayda, zaman içinde ayırımlama demektir; zamanla, dünya üzerinde edinilen görgüdür. Sürekli, ayrımsız, anlam alanının dışında kalan bir yoz duyulurluğun içinde, söz-öncesi ilk ayırımlamalar, algılarla yapılıyor olsa gerek. Greimas, bu alana, “doğal dünyanın imsel dizgesi” adını vermişti. Ona göre, doğal imsel dizgelerin anlatım düzeyindeki ulamları, sözsel imsel dizgelerin içeriği düzeyindeki ulamlara karşılıktır. Bilişsel zorlamalar insani anlam üreticisini, imbilimsel bir özne durumuna getirir.”

“Dil dışı imbilimlerin kuruluşu, şimdiye dek ancak doğal dillere bırakılmış olan, dünyanın anlamsal ulamlamasının açıklanışını, elbette değiştirecektir. “Ancak” görsel, musikiye değgin, çalımlara değgin imlenenler var mıdır? “Ancak-görsel” imlenenler imgelemek güç değil.”

“Bunu yapabilmek için de gözün kendi kendini eğitmesi, sözel dilegetirmenin kabul ettireceği kalıplardan kaçınıp görsel birimleri ille de doğal dünyanın biçimleriyle özdeş kılmaktan geri durması gerekir. Özgül olarak görsel birimleri seçmek, ardından bunları adlandırmak için doğal bir dile başvurmamak, özel bir öte-dil, üst-dil yaratmak gerekiyor.”

“Uzun sözün kısası, sözel alan dışındaki çalışmalar, düşünceyi, her şeyden önce, doğal dillerin alışılagelmiş zorlamalarından, baskısından kurtulmanın yolunu aramaktadır henüz.”

“Einstein, matematikte “buluş” konusunda Jacques Hadamard’la yaptığı bir konuşmada, “yazılmış ya da söylenmiş sözcüklerle dil, düşüncenin işleyişinde en ufak bir pay taşımazmış gibi görünüyor” demişti.”

“Bu sezgisel sözler, birçok başka bilim adamının söyledikleriyle destekleniyor. Belki, imlerin altındaki işleyişlerin tümdengelimli bir örnekleştirilmesi, gerçekleşir bir gün.”

Üst Mantık

“Mantık Aristoteles’de biçimsellleştirilmişti. Simgeleştirmeyi, yüzyıllar sonra Frege ve Russell getireceklerdi.” “…Kümeler kuramı, matematiksel kuramların en geneli, en az özgülü olduğu için, üçtür ana-yapıya götürmekte, bu yapılar da, her türlü matematiksel dizgenin kuramının oluşturulmasında yeterli olmaktadır.” “Hilbert’in tasarısına uygun olarak Post, Gödel, Hilbert ile Aekerman’ın çalışmaları da, mantığın ilksavlandırılması sonucu olarak, üst-mantığı getirecekti. Mantık önce bir dil, bir hesap olmuştu; artık bu dilin tümdengelimli bir kuramı olacaktı; sonunda da bu kuramın niteliklerinin ikinci düzeyde, ikinci derecede bir irdelinişi haline geldi.”

“Mantığın da “varlıkoluşsal” tarihi var, “soyoluşsal” tarihi var. Ama mantık felsefelerinin de bir tarihinden sözedilebilir.”

“Bilgi, içsel olan, mantıksal-matematiksel yapılarla bilginin çevre koşullarıyla ilişkisine ilişkin yapıları kapsar. Bu yapılara epistemik yapı adı verilir. Mantğın tarihi, dolayısıyla, felsefe tarihinin işlemsel bir çevirisi oluyor denebilir… Mantık, bilimin iç yapısının kuramı olmaktadır.”

Tüm Notlar: İmbilim Ders Notları kitabından alıntıdır.

Yayınlanmadan önce makalelerimizden haberdar olmak isterseniz?
E-Mail Listemize Abone Olun!

TEKNİK

Yeni Teknolojik Gelişmeler

POLİTİK

Çağdaş Totaliterizm

FİLOZOFİK

Diyalektik

Review

98%

Our Rating
98%

About The Author

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN İYİ HOSTING FİRMASI

Son Tweetlerim

Video

Loading...

Haberciye Kayıt Olun

Güncel çalışmalarımdan ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun

You have Successfully Subscribed!