Select Page

TROÇKİ’DEN SONRA TROÇKİZM

TROÇKİ’DEN SONRA TROÇKİZMScore 87%Score 87%
İSMET ŞAHİN

Yeni bloğumu başlattım. Bloğuma çevirilerimi de koydum. Meslekten bir çevirmen değilim. Ama iyi bir çevirmenim. Sorunun özü, her işte, anlamada yatıyor.

Tony Cliff

TROÇKİ’DEN SONRA TROÇKİZM

1. Bölüm

Problemi anlamak

Trotski’nin tahminleri

Trotski’nin Marxizm’deki yeri

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Troçkistler

Komünist Manifesto’da Marks ve Engels, komünistlerin işçi sınıfının tarihsel ve uluslararası deneyimini genelleştirdiklerini belirtirler. Bu deneyim daima değişir ve gelişir ve bu yüzden Marxizm daima değişir; Marxizm değişimini durduğu an, o ölmüştür. Bazen tarihsel değişim yavaş olur ve neredeyse fark edilmez, fakat bazende değişimler radikaldir. Bu nedenle Marxizmin tarihinde keskin dönüm noktaları vardır.

Örneğin biri, yaklaşan 1848 devriminin arka planı üzerine düşünmeksizin Komünist Manifestonun ortaya çıkmasıyla göze çarpan ilerlemeyi anlayamaz.

Bir başka dönüm noktası, Fransa’da İç Savaş’ta, Marks’ın “İşçi sınıfı sosyalizmi inşa etmek için eski devlet aygıtını kullanamaz” yazarken esinlendiği 1871’deki Paris Komünü idi. O, İşçi sınıfının kapitalist devlet aygıtını parçalamak ve bir polis gücü, sürekli bir ordusu ya da bir bürokrasisi olmayan bir devlet, bir devlet ki bütün bürokratların seçimle geldiği, istenildiğinde geri çağrılabildiği ve işçilerin aldığı kadar bir ücret alabildiği yeni bir devlet kurmak zorunda olduğunu ortaya koydu. Komünist Manifesto’da bunların hiçbirinden bahsedilmemişti. Şimdi Marks bir işçi devletinin ana özelliklerinin farkına vardı. O bu sonuçlara British Museum’deki yoğun çalışmaları sonucu ulaşmadı. Onun anlayışı-74 gün boyunca iktidarı alan ve işçi sınıfının ne türden bir devlet kurabileceğini gösteren Paris işçilerinin mücadelesinden hareke etmişti. Aynı şekilde, Trotski’nin sürekli devrim teorisi 1905 teki Rus Devrimi’nin bir yan ürünüydü. Bu teori, geç gelişmiş, geri kalmış ve az gelişmiş ülkelerdeki burjuva sınıfının ulusal bağımsızlığı kazanmak ve tarım reformu gibi burjuva demokratik görevleri çözmek için çok korkak ve gerici olduğunu öne sürüyordu. Bu görevler köylülerin desteğini almış olan işçi sınıfının önderliğindeki bir devrimle tamamlanabilirdi. Bu sorunları çözme sürecinde ki işçi devrimi burjuva mülkiyet normlarının sınırlarını aşacak ve bu bir işçi devletinin kurulmasına yol açacaktı.

Burjuvazinin karşı devrimci olduğu ve işçi sınıfının köylülüğe liderlik yapacağı fikri Trotski’nin parlak aklından otomatik olarak ortaya çıkan fikirler değildi; bu fikirler 1905 devriminde gerçeğin içinde keşfedilmişti. Bu işçilerin, burjuvazinin değil, toplum üzerinde demokratik kontrolü uygulamak ve Çarlığı devirmek için nasıl mücadele ettiklerini pratik içinde gösterdi. Hatta Petrograd’ta, devrimin merkezinde, bir işçi devletinin organları -işçi konseyleri ya da Sovyetler geliştirildi. Ayrıca Marksizm’de daha ileri geliştirmeler Lenin ve Luxemburg gibi figürler tarafından, 1905 sırasında Rusya ve Polonya’daki mücadelelerin bir ürünü kitle grevi hakkında edebiyatın dahiyane kitabı gibi, tarihsel deneyimin içinde üretildi.

 Yeni bir dönüm noktası Stalin Bolşevik geleneği silip yok etmeye giriştiği zaman meydana geldi. Bolşevik geleneği savunmak Trotski’ye düştü. 1940’te onun öldürülmesine kadar o, bu mücadelesini dahiyane bir şekilde yaptı. Bununla birlikte İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Dördüncü Enternasyonal onun kurucularının düşünmüş olduğundan son derece farklı yeni ve keskin bir meydan okumayla karşı karşıya geldi. Bu duruma nasıl yanıt vereceklerdi. Bu durum özel bir güçlük yarattı çünkü hareket şimdiye kadar kendisine liderlik yapan entelektüellerden mahrum kalmıştı.

Bu durum özel bir güçlük yarattı çünkü hareket şimdiye kadar kendisine liderlik yapan entelektüellerden mahrum kalmıştı.

Trotski’nin Tahminleri

Ölümünden önce Trotski bir dizi tahminde bulunmuştu. Bunların dördüne İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen olayların gerçekliği meydan okudu.

1) Trotski Rusya’da Stalinist rejimin savaştan sonra ayakta kalamayacağı tahmininde bulundu. Böylece, 1 Şubat 1935’te bir makalede, İşçi Devleti, Termidor ve Bonapartizm, Trotsky bir Bonapartist biçim olarak Stalinizm “kendisini uzun süre koruyamaz, piramidin tepesindeki bir küre her zaman ya bir tarafa ya da diğer tarafa yuvarlanmak zorundadır”, bu nedenle “Stalinist rejimin kaçınılmaz çöküşü izleyecekti ” [2]

Bir sonuç kapitalist restorasyon olabilirdi. Savaş ve Dördüncü Enternasyonal makalesinde (10 Haziran 1934) Trotsky “dünya prolertaryasının edilgenliği ile beraber uzamış bir savaş durumunda Rusya’daki iç sosyal çelişkiler burjuva Bonapartist bir karşı devrime sadece yol açabilir değil aynı zamanda yol açmak zorundadır.[3]

8 Haziran 1936’da alternatif bir senaryo ortaya koyar:

SSCB tek bir koşulda savaştan yenilgisiz çıkabilir ki o da onun Batı’da ya da Doğu’da gerçekleşecek bir devrimle desteklenmesidir. Sadece uluslararası devrim, SSCB’nın korunmasının tek yolu, aynı zamanda Sovyet bürokrasisi için ölüm vuruşu olacaktır. [4]

Hangi perspektif dikkate alınmalıdır, Trotski’nin Stalinist rejimin istikrasızlığına ikna olduğu açıktır. Dahası 25 Eylül 1939’da, bir makalede, Savaşta SSCB, o “Rusya’daki rejimi istikrarlı bir sınıf sistemi olarak görmek kendimizi gülünç bir durum içine sokmak olacaktır” çünkü bu aynı zamanda “onun şerefsizce düşmesinden sadece bir kaç yıl ya da hatta- bir kaç ay önce” olacak.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda ki gerçeklik tamamı ile farklı idi. Stalinist rejim çökmedi. Gerçekte, 1945’ten sonra Doğu Avrupa’nın içine genişlemesiyle daha da güçlendi.

2) Trotsky kapitalizmin ölümcül bir kriz içinde olduğunu düşündü. Sonuç olarak üretim genişleyemeyecek ve buna bağlı olarak ciddi sosyal reformlar ya da kitlelerin yaşam standartlarında bir büyüme olamayacaktı. 1938’de, Kapitalizmin Can çekişerek ölümü ve Dördüncü Enternasyonal’in görevlerinde, Trotsky şöyle yazıyordu:

… çürüyen kapitalizm çağında: genel olarak, sistematik sosyal reformların ve kitlelerin yaşam standartlarının yükseltilmesinin tartışması olamaz… proletaryanın her ciddi talebinde ve hatta küçük burjuvazinin her ciddi talebinde kapitalist mülkiyet ilişkileri ve burjuva devleti kaçınılmaz şekilde sınırlarının ötesine ulaşacaktır. [6]

Bununla birlikte, savaş soması dünya kapitalizmi genel olarak durgunluk ve çürüme tuzağına düşmedi. Gerçekten, Batı kapitalizmi çok büyük bir genişlemeden memnundu ve yanında bu, reformizmin gelişmesini getirdi. Mike Kidron’un belirttiği gibi, “Bir bütün olarak sistem savaştan beri hiç büyümediği kadar hızlı ve uzun süreli büyüdü-1950 ile 1964 arasında 1913 ile 1950 arasında olduğundan iki kat ve ondan önceki dönemin yaklaşık yarısı kadar daha hızlı.” [7]

Sonuç olarak sosyal demokrat ve komünist partiler, parçalanmadan uzak, savaş sonrası dönem içinde kitlesel destek açısından önceden olduğundan daha güçlü ortaya çıktılar. Reformizm yükselen yaşam standardının temeli üzerinde gelişti. Örneğin Britanya’da, Attlee hükümeti reformizmin doruğunu temsil etti. 1945’te oluşan, sadece ilk büyük işçi hükümeti değildi.

İşçi Partisi tarihinin en önemli dönemiydi. 1945-51’in işçi hükümetleri hakkında her ne efsane saysalar da, reformist işçi hükümetlerinin en etkilisi olduğundan kuşku yoktu. Attlee hükümeti altında işçiler ve onların aileleri savaş öncesinden çok daha iyi oldu. Hükümet sosyal hizmetlerdeki harcamaları yüksek bir düzeyde tuttu; yiyecek sübvansiyonları Nisan 1949’da ki bütçede 465 milyon pound olarak saptanmış iken, onlar daha da aşılması zor bir miktar açıkladı ve işçi sınıfının yaşam maliyetlerini daha aşağıda tutmayı becerdi. Ve elbette, tam istihdam ve göreceli olarak hafif enflasyon işçiler için ölçülemez nimetlerdi. Tam istihdam hükümet için kitle desteğinin güvencesiydi. İşçi hükümetinin başından sonuna işsizlik (1947 kışının yakıt krizi sırasında yüzde 3’e yükseldiği zaman hariç) son derece düşüktü. Üç buçuk milyondan fazla işçi, 6 yıl öncesinden Haziran 1951’ine kadar, istihdam edildi.[8]

İşçi Partisi’nin popülaritesi işçiler arasında yüksek kaldı. 43’te ki ikinci derecede seçimlerde sadece bir sandalye kayıp etti. Dahası Ekim 1951 genel seçimi İşçi Partisi’ne daha önce hiç bir partinin ulaşamadığı bir yükseklikte oy sağladı (13.948.605 oy, toplam oyların yüzde 49,8). Sadece önceden tahmin edilemeyen seçim sistemi, Tory’lere parlamentoda bir çoğunluk sağladı. Yine de ülkede sertlik ve karneye bağlama ve deniz aşırı savaşlar, İşçi Partisi kendi desteğini korudu. [9]

Ve Britanya bir istisna değildi. Avrupa baştan başa yaşam standardını geliştirdi. Tam istihdam, ya da yaklaşık olarak tam istihdam galip geldi. Sistematik reformlar başarıldı ve kitlesel reformist partiler solarak bitmedi. Almanya, Fransa, İspanya, Notfeç, İsveç, Danimarka ve diğer ülkelerde, sosyal demokratik partiler uzun süre yönetimdeydi.

3) Onun sürekli devrim teorisini kullanarak, Trotsky geri kalmış, az gelişmiş ülkelerde ‘ burjuva demokratik görevlerin başarılmasını -ulusal bağımsızlık ve tarım reformu -sadece işçi sınıfı iktidarı tarafından ilerletilebileceğini ortaya koyuyor.

Bu da gerçek olaylar tarafından çürütüldü. Çin’de, dünyadaki en kalabalık ülke, Mao işçi sınıfından tamamen ayrı bir Stalinist parti}®?, ülkeyi birleştirmek, ~ emperyalizmden bağımsızlığı kazanmak ve toprak reformlarını yapmak üzere önderlik yaptı. Aynı süreç Kuba ve Vietnam gibi başka ülkelerde de meydana geldi.

4) Sonunda, yukardaki üç tahmin doğru ise Stalinizm ya da reformizmin bir geleceği olamayacaktı ve gelecek Dördüncü Enternasyonal’ın aşırı derecede hızlı bir gelişmesi için tamamen açılacaktı. Bu zemin üzeıtıde Trotsky yaklaşan bir kaç yıl içinde büyük bir gelecekleri olduğundan çok emindi. 10 Ekim 1938’de şöyle yazıyordu:

İnsanlık 25 yıl öncesine göre dahada yoksullaşırken tahrip araçları son derece çok güçlendi. Savaşın ilk aylarında, bu yüzden, şovenizmin pis kokulu gazlarına karşı fırtınalı reaksiyon işçi kitleleri arasında başlayacak. Bu reaksiyonun ilk kurbanları, faşizm ile birlikte, İkinci ve Üçüncü Enternasyonal partileri olacak. Onların çöküşü (^Dördüncü Enternasyonaldan paşka eksen yolo onun kristalleşmesini bulacağı, açıkça ilan edilmiş bir devrimci hareket için va2 geçilmez koşul olacak. Onun olgunlaşmış kadroları büyük saldırı için işçilere önderlik edecek.(10)

Trotsky şunuda sölemişti: Komünist Manifestonun (yaz. tar. 1948) yüzüncü yılı kutlanırken, Dördüncü Enternasyonel gezegenimizin kararlı devrimci gücü haline gelmiş olacak.

18 Ekim 1938’de Dördüncü Enternasyonal’ın Kuruluşu adlı bir konuşmasında Trotsky şu görüşün altın/çiziyordu.

On yıl! Sadece on yıl! Tahminimi bitirmeme izin verin: Dördüncü Enternasyonal’m programı önümüzdeki on yıl içinde milyonların rehberi olacak ve bu devrimci milyonlar yeryzünü ve cenneti nasıl fethedeceklerini bilecekler. |T2]

Dördüncü Enternasyonal’ın hızlı zaferi onun ifadelerinin üzerine kurulan bunlara benzer tekrarlanan yorumlar görmezlikten gelinebilecek yorumlar değildi ve ölümüne kadar sürekli tekrarladı.

Yazık! Bu tahminde boş çıktı çünkü onun Rusya, Bati kapitalizmi ve Üçüncü Dünya’ya ilişkin tahminleri 1945 soması olayların verili gerçekliği tarafından yanlışlandı. Dördüncü Enternasyonal için çok az bir boşluk kaldı – Trotskist örgütler işçi sınıfı içinde çok az etkili küçücük yapılar olarak kaldı.

“Trotski’nin Rus Devrim Tarihi’ tarihteki her hangi bir başka Marksist eserin üzerinde yükselir. Daha önce hiç görülmemiş zenginlik ve güzelliğin analitik ve sanatsal bir anıtıdır.”

TONY CLIFF

Trotski’nin Marksizm’deki yeri

Biz Trotskistlerin, Trotski’ye bakış tarzımız hakkından bir ilk not gereklidir. O bizim aramızda politik bir devdi: Ekim Devrimi’nin örgütleyicisi, Kızıl Ordu’nun lideri, Lenin ile birlikte, Komünist Enternasyonal’in lideri.

Tekrar tekrar, 1926’da Britanya’daki olaya yaklaşımında, ya da 1925-27 Çin Devriminde, ya da Nazizm’in yükselirken Almanya, 1936 Fransa ve 1931-38 İspanya’da Trotsky kompleks durumların analizinde, gelecekteki gelişmeler hakkında tahmin yaparken, ve gereksinilen stratejileri önerirken olağan üstü bir yetenek gösterdi.

Trotski’nin sözleri çoğu kez kehanet gibiydi. Birçok bakımdan, onun analizleri parlak bir şekilde zamanın testlerinde ayakta kaldı. Büyük Marksist düşünürlerden hiçbiri maddeci tarih metodununum kullanılmasında, ekonomik, sosyal ve politik faktörleri sentez yapmada, milyonlarca insanın kitle psikolojisi ile onların arasındaki ilişkiyi kavramada ve büyük olaylar içinde işçi partileri ve liderlerinin fonksiyonu gibi sübjektif faktörlerin anlamını yakalamada onun gösterdiği yeteneği aşamadı.[13]

Trotski’nin Rus Devrim Tarihi’ tarihteki her hangi bir başka Marksist eserin üzerinde yükselir. Daha önce hiç görülmemiş zenginlik ve güzelliğin analitik ve sanatsal bir anıtıdır. [14]

Trotski’nin 1928-40 arasında yazdığı yazılar- Almanya, Fransa ve İspanya’daki gelişmeler hakkındaki makaleleri, raporları ve kitapları- çok parlak Marksist eserler arasındadır. Onlar Karl Marks’ın en iyi tarihsel eserleri olan Louis Bonaparte ‘in on sekizinci Brumaire ve Fransa ‘da sınıf savaşları ile aynı ligdedir. Trotsky koşulların analizinde kendine sınır koymadı. Fakat aynı zamanda proletarya için eylemlerin açık bir doğrusunu ileri sürdü. Onun yazıları, strateji ve taktikler açısından- Lenin’in en iyi yapıtlarıyla karşılaştırılabilir- son derece değerli, devrimci el kitaplarıdır.

Trotski’nin çalışmaları içinde değerli bir taşa örnek Hitler’in iktidara yükselmesinden önceki yıllarda Almanya hakkındaki yazılandır. Almanya dünyadaki en önemli işçi hareketinin olduğu bir ülkeydi. Girilen derin çöküş ve sosyal kriz Nazi hareketinin hızla büyüdüğü zemindi. Bununla karşılaştığında Trotsky bütün enerji ve bilgisini bu yönde topladı. Bu dönemde, Almanya’nın durumunu analiz eden sayısız kısa kitap, broşür ve makale yazdı. Onlar onun yazdığı eserlerin en dahiyane parçalan arasındadır. Olayların gelişimi konusunda böyle bir ileri görüşlülük başka hiçbir yerde bulunmamıştır. O, sadece Alman işçi sınıfı için değil fakat aynı zamanda dünya işçileri içinde, Naziler’in yükselmesinin getireceği felaket tehdidini haber verdi. Trotski’nin, onları durduracak eylem için, bütün işçi örgütlerinin birleşik cephesi için çağrısı çok acil oldu. Trajik bir şekilde onun kahince yazıları dikkate alınmadı. Ne Komünist Parti (KPD) ne de Sosyal Demokrat Parti (SPD) hiç bir önem vermedi. Trotski’nin analizleri ve eylem için önerileri kabul edilmiş olsaydı, yüzyılın sonraki tarihi tamamen farklı olacaktı. Trotski’nin Almanya’da olanlar hakkındaki analizleri, yazarın olayların geçtiği yerden hayli uzak bir yerde olduğunu göz önünde bulundurursak, özellikle etkileyiciydi. O hala, günlük değişiklikleri ve dönüşleri takip edebiliyordu. Trotski’nin 1930-33 arası yazıları okunduğunda, onların somutluğu kolaylıkla, yazarının Almanya’da yaşamakta olduğu izlenimini verir, çok uzakta değil! Türkiye’de, Büyükada’da idi. [15]

1930’ların korkunç karanlık günlerinde Trotski, parlak, yol gösterici bir yıldız olarak bizim için ışık saçtı. Nazilerin dehşete düşürücü ilerlemesi ve Moskova, Ekim Devrimi, Bolşevik Parti ve Komintern’in liderlerini Nazi ajanları olarak mahkum ettiği mahkemeleri sergilemesine rağmen bizim ideolojik ve duygusal bağlılığımız derin ve anlaşılırdı. Onun, genel durumu çözümlemesindeki dehası ve gereken strateji ve taktikleri onun geliştirmiş olması, haklı olarak, bizi ona tamamen inandırdı.

Trotskistler İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ki koşullara rağmen nasıl anlaşmaya vardı?

Savaş soması, Trotski’nin geri ve gelişmekte olan Doğuda olduğu gibi kapitalist Batıdaki ekonomik, sosyal ve politik durum ve Stalinist rejimin geleceğine ilişkin tahminlerinin gerçekleşmemesi gerçeği ile yüzleşmek gerçekten dayanılmaz derecede güçtü. Gerçekle yüzleşmekten kaçarken Trotski’nin sözlerini harfi harfine tekrarlamak Trotski’ye çok fazla onur verecekti fakat aynı zamanda büyük bir hakaret olacaktı. Trotski’ye tarih-üstü bir kişi gibi davranmak dindar bir mezhebe uygundur fakat Marksizm’in, bilimsel sosyalizmin izleyicilerine değil. Aristoteles’e atfedilen sözü acı ve hüzünle hatırlayalım: “Platon benim için değerlidir, fakat daha değerli olan hala gerçektir.”

Anlaşılabilir fakat yanlış bir şekilde Dördüncü Enternasyonal liderliği ana tahminlerin olaylar tarafından çürütüldüğü gerçeği ile yüzleşmeyi genellikle reddetti. Bu gerçekle yüzleşme soruyu yanıtlamanın bir ön koşuluydu: Onlar neden gerçekleşmedi? Doğru soruyu sormak yanıtı bulmanın yüzde 90’ıdır. Çok önce Isaak Newton ağaçtan düşen elmaları kullandı. Onun sorduğu soru “Neden?” kütle çekim yasalarına yol açtı.

Trotskizm dünyasındaki krizin üstesinden gelmek isteyen biri Trotski’nin tahminleri ile gerçeklik arasındaki uçurum ile yüzleşmek zorundadır. Bu olmasa da olurdu.

Trotski’nin ilk tahminini ele alalım. Yukarda alıntıladığım gibi, o Stalinist rejimin bu savaşta ayakta kalamayacağını düşündü. Stalin Rusya’yı kontrol etmeyi hala sürdürdüğünde Amerika’daki Trotskistlerin lideri James Cannon’un çıkardığı sonuç savaşın bu yüzden sonlanmamış olduğuydu!

Trotski Sovyetler Birliği’nin kaderinin savaşta kesinleşeceği tahmininde bulundu. Bu bizim sağlam inancımız olarak kalır. Ancak, dikkatsizce, savaşın bittiğini düşünen bazı insanlarla aynı görüşte değiliz. Savaş sadece bir aşamasından geçti ve şimdi ikincisi için yeni gruplaşmalar ve yeniden organize olma sürecindedir. Savaş bitmedi ve Avrupa’daki savaştan kaynaklanacağını söylediğimiz devrim gündemden çıkmadı. Öncelikle, yeteri kadar güçlü bir devrimci partinin eksikliği onu sadece geciktirmiş ve ertelemiş oldu. [16]

Bu skolastizmin olağan üstü bir örneğidir. Ortaçağda skolastikler kışın yağın donup donmadığını tartışırken, basit bir teste başvurmazdı- kardaki bir kap içine yerleştirip onu izlemek gibi- fakat Aristoteles’ten konu hakkında bir alıntı aktardı. Savaşın bitiminden on bir ay sonra Stalinist rejimin savaşı atlattığı gerçeği en geleneksel Trotskist için bile apaçık olmuştu. Fakat onlar hala rejimin çok zayıf bir durumda olduğunu iddia ettiler. Böylece Dördüncü Enternasyonal Nisan 1946’da şöyle bir açıklamada bulundu:

Herhangi bir abartmadan korkmaksızın, biri, Kremlin’in hiçbir zaman içerde ve dışarda günümüzde olduğundan daha kritik bir durum ile yüz yüze gelmediğini söyleyebilir. [17]

Bu iddiayı desteklemek için aşağıdaki anekdot kullanıldı.

…Kalin’in tarafından örgütlenen kitlesel bir mitingde bir olay vardır: bir kadın, talepte bulunmak için yükseldiğinde Kalinin’e, kitleler çıplak ayak ya da saklı ayakkabılarla yürürken onu, niçin böyle iyi cilalanmış botlar giyindiğini sorar. Bu gerçekten cesurcaydı! Büyüyen bürokratik ayrıcalıklara karşı kitleler arasındaki kızgınlığın derecesini göstermektedir. [18]

Bununla birlikte, ben savaş soması tehlikeli Rus devletini betimlemekten uzak, Dördüncü Enternasyonal’in liderlerinden, Ernest Mandel’le, Eylül 1946’da, Paris’te onunla karşılaştığım zaman konuşurken bu hikaye bir kaç yıldır yayınlanmıştı. Gerçekten, çeyrek yüzyıldan daha fazla bir zaman önce olmuş bir olaya başvurdu.

Yine de Nisan 1946’da yapılan Dördüncü Enternasyonal konferansı şunu iddia etmeyi sürdürdü:              

Daha önce hiç bir zaman elde etmediği gücünün görüntüsünün arkasında, SSCB’nin ve Sovyet bürokrasisinin, onların varoluşlarının kritik bir aşamasına girmiş olması gerçeği gizlenmektedir. [19]

Trotski’nin, Stalinizmin çökeceği tahmini onun, Rusya’nın sınıf karakterinin analizinin kaçınılmaz bir sonucuydu. Onun tahmini yanlışsa o zaman, onun orijinal çözümlemesi de ister istemez kuşkulu bir hale geldi. Eğer öyleyse, Stalinist bürokrasinin yeni bir açıklaması kaçınılmazdı. Bu soruna yaklaşmanın bir yolu Stalin tarafından ele geçirilmiş Doğu Avrupa ülkelerinin sınıf doğasının ne olduğunu sormaktı.

Çok geçmeden, ülkeler, hemen hemen Rusya’nın tam kopyası olarak yeniden biçimlendirildi. Dördüncü Enternasyonal, Trotski’nin, Rusya’nın bir işçi devleti, “yozlaşmış bir işçi devleti”, yöneten bürokrasi tarafından bozulmuş bir işçi devleti olduğu görüşünü tamamen kabul etti. Polonya, Çekoslovakya, Macaristan vd. Rusya ile benzer yapıya sahipse, o zaman Stalin’in Doğu Avrupa’ya bir devrim getirmiş olduğu sonucu çıkmaz mı? Bu nedenle o karşı devrimciden daha çok bir devrimci olmaz mı? Bu yapılamazdı.

Önce Dördüncü Enternasyonal’in liderleri çelişkiyi çok basit bir şekilde çözdü: onların arasındaki benzerliğe rağmen, Rusya bir işçi devleti iken, Doğu bloğu ülkeleri hala kapitalist ülkelerdi. Mandel Eylül 1946’da “bütün Halk Demokrasilerinin”, buna Yugoslavya dahildi, kapitalist ülkeler olduğunu açıkladı. Stalinistler Doğu Avrupa’da karşı devrimden başka bir devrime neden olmamıştı. Onun Yugoslavya ve Arnavutluk hakkında ne yazdığına bakalım: ” bu iki ülkede, Sovyet bürokrasisi herhangi bir tutarlı karşı devrimci aktivite sürdürmemiştir; yerli Stalinistler bunu kendi üzerlerine aldı.” Her iki ülkede de Stalinistler bir “burjuva devlet aygıtı” kurmuştu. [20]

Dördüncü Enternasyonal, Doğu Avrupa’ya ilişkin aynı çizgiyi sonraki iki yıl boyunca sürdürdü. Nisan 1948’de, (Yugoslavya dahil) “Halk Demokrasilerinin” sınıfsal doğası üzerine Dördüncü Enternasyonal’in İkinci Kongresinin karan şöyledir: “bu ülkeler özünde kendi kapitalist yapılarını korumaktadır… Böylece, burjuva fonksiyon ve yapıları korurken, ‘tampon’ ülkelerin devleti aynı zamanda Bonapartizmin en aşırı biçimini temsil etmektedir.” Devamında, ” ‘Halk Demokrasileri’, ‘Bonapartizmin aşırı biçimleri’, ‘polis diktatörlükleri’, vs. olarak kapitalist ülkelerdir. Bu nedenle, kapitalizmin yıkımı sadece, bürokratik devlet makinesinin zorla yıkan bir devrim gerektirdiğinden beri henüz gerçekleşmemiş olan ‘kitlelerin devrimci eylemi ile yapılabilir”. Böylece siz bu devletlerin herhangi birini savunamazsınız ama “en sert devrimci yenilgisini” gözetlemek zorundasınız. [21]

İki ay sonra, Tito Stalin’le bağlarını kopardığında Dördüncü Enternasyonal bir takla attı: Yugoslavya artık bir Bonapartist -polis diktatörlüğü altındaki bir kapitalist ülke değildi, fakat gerçek bir işçi devleti idi.

1 Temmuz 1948’de, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Sekretaryası Yugoslavya Komünist Partisine Açık Mektubu yayımladı. ” büyük bir gücü ellerinizde tutuyorsunuz keşke sosyalist devrim yolunda sebat etseniz”, ve son olarak ” Kremlin makinesine karşı bir devrimci partinin muzaffer direnişinin sözü… Çok yaşa Yugoslav Sosyalist Devrimi”.[22]

Bu sığ bir analizdi ve Tito’nun 1948’deki Yugoslav Komünist Partisi Beşinci Kongresi’ndeki onun ve arkadaşlarının “Toçkist-faşistleri” nasıl halk mahkemelerine çıkarma ve yüksek cezalar ödemeye zorlayarak yakalayacaklarını bilmekle övünmesini gizliyordu. Borba’nın 4 Temmuz 1948’de ortaya koyduğu gibi:

İstilacıların ajanları ve işbirlikçileri olarak kendi gerçek yüzlerini göstermiş olan bir avuç dolusu Trotskist Halk Mahkemeleri önünde utanılacak bir duruma sokuldu. [23]

Bunun gibi döne döne meydana gelmek çok kolay, Michel Pablo, Dördüncü Enternasyonal’in genel sekreteri, Doğu blokunun Rusya’nın aşırıya kaçmış işçi devleti biçimi olduğunu söylediği yeni çizgisini sürdürdü. 1949’da “yozlaşmış işçi devletinin yüzyılı” fikrini ortaya attı.[24] Nisan 1954’te Pablo şöyle yazdı, “Sovyet bürokrasisi emperyalist tehdit ile dünya devrimi arasında sıkıştığında kendini dünya devrimi saflarına sokacak.”[25] Dahası Sovyet bürokrasisi “rejimin eksiksiz ve gerçek özgürleşmesini” ve bürokrasiden arınmasını sağlıyordu ve sağlamayı sürdürecekti .[26]

Pablo Stalinizmin bir savunucusu oldu. “Yüzyıl yozlaşmış işçi devleti” olmaya gidiyorsa orada Trotskizmin ya da işçi devriminin ne işlevi olabilirdi? Stalinizm ilerici gösterilmeye girişilmişti ve Trotskizm konu dışı.

Pablo’dan sonra farklı ülkeleri işçi devleti olarak vaftiz eden, Dördüncü Enternasyonal’in başka bir versiyonunun lideri Arjantinli Trotskist Juan Posadas idi. Doğu Avrupa ülkelerine ek olarak Küba, Çin, Kuzey Vietnam, Kuzey Kore ve Dış Moğolistan’ı, Posadas, işçi devleti olarak keşfetti. Posadas şöyle bildiriyordu:

… Enternasyonal Suriye, Mısır, Irak, Mali, Gine, Kongo Brazzaville vs. gibi işçi devletine gelişen Asya ve Afrika’daki bir dizi ülkenin evrimini ne zaman işçi devleti olmaya geçeceklerini belirlemek için yakından takip etmelidir. [27]

Posadas, mantıksız bir biçimde, geleceğe nükleer savaşın olacağı hevesi ile baktı. Sovyetler Birliğini ABD’ye atom bombası atması için çağrıda bulundu. 1962’de Dördüncü Enternasyonal “Olağanüstü Konferansı” şunu deklere etti.

… nükleer savaş kaçınılmazdır. Muhtemelen insanlığın yarışım ortadan kaldıracak; devasa insan zenginliğini tahrip edecek. Bunlar büyük bir olasılıktır. Nükleer savaş dünyada gerçek bir cehenneme neden olacaktır. Fakat komünizmi engelleyemeyecek. Komünizm elde edilmiş bir gereksinimdir, maddi araçların üretilmesinden dolayı değil, fakat insanın bilincinde olmasından dolayı. İnsanlık gerçek bir çalışma olarak komünist bir form içinde çalışır ve yeniden harekete geçtiğinde (saldır), insan bilincinin kazandığı ve öğrendiğini geriye alacak kapasitede hiç bir atom bombası yoktur.

Tarih, kendi zorluğu içinde, istikrarsız form, kapitalizm için çok az zaman kaldığını göstermektedir. Çok az zaman. Biz bütünüyle itinalı ve kesin bir şekilde söyleyebiliriz ki işçi devletleri kendi tarihsel sorumlulukları olan sömürgelerdeki devrimlere yardımı yerine getirirlerse kapitalizm on yıl yaşamaz. Bu cüretli bir deklarasyon fakat tamamıyla mantıksaldır. Kapitalizm on yıllık ömrü yoktur. Eğer işçi devletleri bütün güçleriyle sömürgelerdeki devrimleri desteklemeye başlarsa, kapitalizm beş yıl dahi yaşamaz ve nükleer savaş çok kısa zamanda sona erecek.

İnsanlığın yarısı yok edilmiş olacak! Fakat bu mesele değil: komünizmin zaferi garantilenmiştir!

Nükleer savaştan önce iktidar için mücadele edeceğimiz bir aşama için kendimizi hazırlıyoruz, nükleer savaş sırasında iktidar için mücadele edeceğiz ve iktidarda olacağız. Başlangıçta değil, nükleer savaşın sonunda, çünkü nükleer savaş bütün dünyada eş zamanlı devrimdir; zincirleme reaksiyon olarak değil, eş zamanlı olarak. Eş zamanlı aynı gün ya da aynı saat anlamına gelmez. Büyük tarihsel olaylar saat ya da günlerle ölçülemez, ancak dönemlerle… İşçi sınıf tek başına kendini koruyacak, hemen kendi birliği ve merkezileşmesi için çabalayacak…

Yıkımdan sonra, kısa zamanda, bir kaç saat içinde, kitleler bütün ülkelerde ortaya çıkmaya başlar. Kapitalizm kendini yapabildiklerinin tamamını tahrip etmeye girişmeksizin ve kendini mağaraya koymaksızın, nükleer bir savaşta kendini savunamaz. Buna karşın kitleler ortaya çıkacak, çıkmak zorunda olacak, çünkü hayatta kalmanın tek yolu, düşman bozguna uğratmaktır… Kapitalizmin aygıtları, polis, ordu direnme kapasitesinde olmayacak… İşçi iktidarını derhal örgütlemek bir gereklilik olacak…[29]

Bu mantık ile Londra’ya bir hidrojen bombası düşerse, işçi sınıfından arta kalanlar, güçsüz ve korkudan felce uğramış bir halde, iktidarı alacak! Böylece Marksizm bir ilkeden bir tılsıma döner! İşçilerin iktidarda olmadığıdır ve bir şey söylemedikleri işçi devletinden, işçilerin nükleer tahribinin sonucu olan bir işçi devrimine! Ne ideolojik gerileme. Bilimsel sosyalizm Marksizm- 19. yüzyıldaki Ütopik Sosyalizm yerini aldı, fakat şimdi “mucize” sosyalizm Marksizm’in yerine geçirildi! Mandel, Pablo ve Posada ruhunu boşalttıkları Trotski’nin sözlerine yapışarak aynı durağan- dogmatik Troçkizmden gelmektedir.

Dünya kapitalizminin kaderini içeren Trotski’nin ikinci tahmini hakkında ne söylenebilir? Kapitalizmin tarihindeki en uzunu olan ekonomik canlılığın gelişmesi karşısında Dördüncü Enternasyonal 1946’da şunu deklere etti:

Kapitalist istikrarın ve gelişmenin yeni bir çağı ile karşı karşıya olduğumuzu sanmamız için herhangi bir neden yok. Savaş kapitalist ekonominin istikrarsızlığım kötüleştirdi ve sosyal ve uluslararasındaki göreceli sağlam dengenin son olanaklarım tahrip etti. [30]

Bundan başka:

Kapitalist ülkelerde ekonomik faaliyetlerin yeniden canlanması savaş tarafından zayıflatıldı ve özellikle Avrupa ülkeleri kendi ekonomilerini durgunluk ve küçülme sınırında tutacak olan yavaş bir tempo karakterize edecek.[31]

” Amerikan ekonomisinin göreceli bir gelişmeyi yakında yaşayacağı…” kabul edilmişti. Fakat bu gelişme kısa sürecekti: “Birleşik Devletler, dünya ekonomisi üzerinde daha fazla yıkıcı yankısı ile beraber 1929-33’ten daha yaygın ve giderek derinleşen yeni bir ekonomik krizin başını çekecek.”

İngiliz kapitalizmi için ihtimal ” ağır ekonomik zorluklar, sarsıntılar, ve kısmı ve genel krizli uzun bir dönem” idi. Dünyada işçilerin koşullarında ne olacaktı? ” Proletarya savaş öncesi oluşan koşullardan daha kötü yaşam koşulları altında çalışmayı sürdürecek.” [32]

Yükselen bir devrimci dalga bu koşullar altında kaçınılmaz idi çünkü:

Proletaryanın direnişi, kendi yaşam koşullarında bir iyileşmeyi talep eder, bir iyileşme ki o kapitalizmin olanaklarıyla uyuşmaz.

Savaş Avrupa’da umduğumuz tempo ve kapsamda devrimci bir artış hemen yaratmazsa bile, dünya ölçeğinde kapitalist dengeyi tahrip etmesi kaçınılmazdır, böylece uzun bir devrimci dönem açılır…[33]

Dünya kapitalizmindeki durgunluk ve kitlesel işsizlik genel bir devrimci durum yaratacaktı:

Şimdi yüz yüze geldiğimiz geçmişte bilinenlerin hepsinden büyük bir dünya krizidir, ve dünya çapında tabi ki, dünyanın farklı bölgelerinde eşitsiz bir tempoda, fakat bir merkezden diğerine durmaksızın karşılıklı etki ile hareket ederek gelişmekte olan devrimci bir yükseliştir, ve bu yüzden uzun bir devrimci perspektif belirlenmektedir. [34]

1946’da Dördüncü Enternasyonal Birinci Dünya Savaşını takip edenden daha yüksek ve çok geniş bir devrimci dalga olacağını tahmin etti: Birinci Dünya Savaşından sonra devrimci mücadelenin grafiği 1919’un sonbaharı ile doruğuna ulaşan, başlangıçta kısa ve ani bir yükselme ile belirlenmişti ve sonra sadece 1923’te yeni ve çok kısa bir yükselme ile kesintiye uğrayan, keskin ve sürekli bir düşme takip etmişti.

Şimdi devrimci mücadelenin grafiği birçok osilasyonlar ya da kısmı geri çekilmeler ile kesintiye uğrayan, yavaş ve kararsız yükselme ile başlar, bununla birlikte onun genel eğilimi yukarı doğrudur. Bu olgunun önemi apaçıktır. Birinci Dünya Savaşından soma hareket her şeyden önce Almanya’da başlangıçtaki yenilgilerin ağırlığı altında en başında yenilgilerin ıstırabım çekti. Şimdi hareket, tersine, proletaryanın bütün güçlerini savaş içine sokmaya zaman bulamamaktan sıkıntı çekmektedir.

Yenilgiler, bu yüzden, geçicidir ve göreceli niteliktedir, olayların somaki gelişimini tehlikeye atmaz, ve mücadelenin daha gelişmiş safhalarına geçilmesiyle nötralize olabilir. [35]

Düşünülen tek alternatif devrimci dalga proletaryanın zaferine yol açmazsa, burjuva demokrasisinin yerini kısa bir zaman içinde yeni bir faşist rejim alacak:

Onun baskıcı aygıtlarım yeniden kazandığı bir andan sonra, ve ekonomik ve sosyal koşullar onun sisteminin varlığım tehdit ettiğinde, büyük burjuvazi proleter kitlelerin her bir eylemine neo-faşist “liderlere” gittikçe genişleyen finansal katkılarla yanıt verecek. Onların tek güçlüğü burada seçilenin biri olacak; çeşitli Avrupa ülkelerindeki politik durumları dikkatlice araştırırsak, biz şimdiden, politik sahnede, bir değil, fakat birçok, yarının, potansiyel Doriots’i, Mussolino’su ve Degrelles’i olacak olan figürler buluruz. Bu bağlamda faşist tehlike şimdiden bütün kıta üzerinde vardır. [36]

1947’de Mandel aşağıdaki sonuçlara ulaştığı bir makale yazdı:

…aşağıdakiler kapitalist çürüme altında üretim devirlerinin özellikleridir:

a-            Önceki uzun krizler daha serttir, ve canlanma ve refah döneminden çok daha uzun bir durgunluk taşımaktadır. Yükselen kapitalizm krizlerin kısa ara dönemleri tarafından kesintiye uğratılmış, uzun bir refah dönemi olarak gözüktü. Çökmüş kapitalizm gitgide istikrarsız ve kısa olan canlanmalar tarafından kesilen uzun bir kriz olarak gözükmektedir,

b-           Dünya pazarı küresel genişlemesini sona erdirir. Yeniden dünya çapında bir boom olmaz. Dünya pazarının parçalanması ya da rakiplerin sert yıkımı tek başına belirli kapitalist ülkelerde hararetli boomların gelişmesine izin verir,

c-            Ulusal düzeyde üretici güçleri»-yeniden çok yönlü gelişmez. “Refah” dönemi sırasında bile belirli alanlarda gelişme diğer alanların maliyeti oranında oldu. Teknolojideki gelişmeler daha uzun olamaz ya da sadece çok kısmı anonim üretimlerde olur.

d-           Sanayi işçilerinin yaşam standardında bir canlanmadan diğerine bütünlüklü bir iyileşme olmaz. Bu doğal olarak hem kriz ile canlanma arasında göreceli bir “iyileşmeyi”, ya da köylülerin ve işsizlerin durumunda göreceli bir düzelmeyi dışlamaz. “yeniden canlanma” sırasında sanayi işçilerine dönüştürülür.

Ne fantastik bir dünya!

Mandel, Pablo ve Posadas ve Dördüncü Enternasyonal’in yukardaki anlatımlarını şimdi okuyan herhangi bir kimse, ilk olarak, , akıl sahibi insanın böyle illüzyonlar taşıyor olmasına şok olurdu. Görmek istemeyecek biri kadar kör kimse yoktur. Trotskist hareketin lider kadrosu gerçeklerden kaçınmak için büyük çaba harcamış. Fakat lider Trotskistlerin yüz yüze geldikleri bir gerçeği kabul etmemelerini anlayan biri, sahip oldukları büyük umutları kırarak, bu gerçekliğin onlar üzerinde ne kadar acıya yol açtığını anlamalıdır. Trotskist hareket, dünya küçük parçalara bölünürken ve yeni bir kapitalist dünya henüz oluşurken, ortaçağın eski fikirlerine yapışan 16 ve 17. yüzyıllardaki Hristiyan mezhepler gibi davrandı. Onların cadıları yakması akıldışı bir hareketti, fakat ussal olarak açıklana bilirdi.

Bununla birlikte biri Mandel, Pablo ve Posadas’ın arkasında ki güdüyü anlamalıdır. Onlar haklı çıkarılamaz. Marksistler için, ilk kural, gerçekliği değiştirmek istiyorsanız, onu anlamak zorundasınızdır. Trotskist hareketin saflarındaki karışıklık, zikzaklar, bölünmeler, işçi sınıfının kendisini içinde bulduğu gerçek koşulların kıvranılmamasının kaçınılmaz bir sonucuydu. Onlar umutsuzca modası geçmiş –olan bir harita ile bir yol göstermeye çalışıyordu. Bu dünya Trotskizmi çıkmaz bir yola soktu. Hareketteki genel kriz perspektiflerin yeniden radikal bir değerlendirilmesini gerektirdi.

Troçki’yi eleştirirken Troçkizmi korumak.

Enternasyonal Sosyalizm eğilimini başlatan bir kaç yoldaş gerçekliğin yerini alacak olan bir Marksizm kullanmaya hazırlanmadı, fakat tersine gerçekliğe hükmetmeye yardım eden bir silah olması istendi. 1946-48 yıllarında çok zor sorunlarla boğuşmak zorundaydık.

Bir geleneği sürdürdüğümüz — ki biz Marx, Lenin ve Trotski’nin takipçileriydik – açık olmalıydı. Ancak yeni koşullarla yüzleşmek zorundaydık. Entelektüel katılaşma dogmatizm anlamına gelmez; değişen bir gerçekliği kavrama belirsizlik anlamına gelmez. Bizim Ortodoks Trotskizmi eleştirmemiz klasik Marksizm’e bir geri dönüş olarak düşünülmüştü.

Aşağıda takip eden tartışma geriye dönük bir değerlendirmenin temeli ile ilgili konulara yaklaşmayacak. Bir olay meydana geldikten sonra niçinini, nedenini değerlendiren görüş daima mükemmeldir. Biz İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden kısa bir zaman soma olaylara tepki içinde üç teorinin nasıl yavaş yavaş geliştiğini görmeliyiz – Devlet kapitalizmi teorisi, sürekli silahlanma ekonomisi ve aksayan sürekli devrim. Bu üç uğraş alanı – Rusya ve Doğu Avrupa, gelişmiş kapitalist ülkeler ve Üçüncü Dünya – bütün dünyayı kapsar. Burada her bir sorun başlangıçta bir birinden bağımsız olarak ele alınacak. Fakat sonra onların karşılıklı bağıntılarını bulmak mümkün olacak ve böylece gelişmenin bütünlüklü bir şeması anlatılır.

Sadece bir dağın başında duran ve aşağı bakan biri farklı yolların bir noktaya yöneldiğini görebilir.

Referanslar

  1. K. Marx, The Civil War in France (Moscow, 1977).
  2. L. Trotsky, Writings 1934-35 (New York, 1974), pp.181-82.
  3. L. Trotsky, Writings 1933-34 (Nevv York, 1974), p.316.
  4. L. Trotsky, Writings 1935-36 (Nevv York, 1974), p.260.
  5. L. Trotsky, In Defence of Marxism (London, 1971), pp.16-17.
  6. W. Reisner (ed.), Documents of the Fourth International (New York, 1973), p.183.

“ Gerçekle yüzleşmekten kaçarken Trotski’nin sözlerini harfi harfine tekrarlamak Trotski’ye çok fazla onur verecekti fakat aynı zamanda büyük bir hakaret olacaktı. Trotski’ye tarih-üstü bir kişi gibi davranmak dindar bir mezhebe uygundur fakat Marksizm’in, bilimsel sosyalizmin izleyicilerine değil. Aristoteles’e atfedilen sözü acı ve hüzünle hatırlayalım: “Platon benim için değerlidir, fakat daha değerli olan hala gerçektir.””

TONY CLIFF

“İnsanlığın yarısı yok edilmiş olacak! Fakat bu mesele değil: komünizmin zaferi garantilenmiştir!”

TONY CLIFF

Yayınlanmadan önce makalelerimizden haberdar olmak isterseniz?
E-Mail Listemize Abone Olun!

TEKNİK

Yeni Teknolojik Gelişmeler

POLİTİK

Çağdaş Totaliterizm

FİLOZOFİK

Diyalektik

Review

87%

Our Rating
87%

About The Author

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

EN İYİ HOSTING FİRMASI

Son Tweetlerim

Video

Loading...

Haberciye Kayıt Olun

Güncel çalışmalarımdan ve bilimsel gelişmelerden haberdar olmak için mail listemize kayıt olun

You have Successfully Subscribed!